Son günlerde Siverek ve Kahramanmaraş’ta yaşanan, 13 yaşındaki çocukların okullara silahlı baskın düzenleyerek akranlarına ateş açmasıyla sonuçlanan trajik olaylar, Türkiye’nin eğitim ve güvenlik politikalarını yeniden masaya yatırmasını zorunlu kılmıştır. Bu olaylar sadece bireysel birer suç vakası değil; sosyolojik, kültürel ve siyasal bir krizin dışavurumudur.
Genç zihinlerin şekillenmesinde ailenin ve okulun önüne geçen kontrolsüz bir şiddet endüstrisi ile karşı karşıyayız. Mafya, çete ve illegal yaşamı kutsayan dizi ve filmler, şiddeti bir sorun çözme yöntemi veya bir statü sembolü olarak pazarlamaktadır. Bu içerikler, çocukların ruh sağlığını bozarak onları empati yeteneğinden yoksun, şiddete meyilli birer figüre dönüştürmektedir. Katil ve terör sempatizanı bir gençlik profili, bu kontrolsüz medya bombardımanının en acı meyvesidir.
Okulların birer güvenli liman olmaktan çıkıp çatışma alanlarına dönüşmesi, eğitim sistemindeki derin yozlaşmanın bir kanıtıdır. Eğitim sadece müfredat aktarmak değil, bireye ahlaki değerler ve toplumsal barış bilinci aşılamaktır. Eğer 13 yaşında bir çocuk, bir eğitim kurumuna silahla girebiliyorsa; burada hem denetim mekanizmalarında hem de pedagojik süreçlerde ağır bir ihmal söz konusudur.
Bu tür eylemlerin zamanlaması ve niteliği, akıllara daha derin siyasal soruları getirmektedir. Ancak sebebi ne olursa olsun, çocukların hedef alınması ve birer suç makinesine dönüştürülmesi hiçbir ideoloji veya siyasetle meşrulaştırılamaz. Çocuklarımızı şiddet sarmalından kurtarmak için medya içerikleri üzerinde sıkı bir denetim mekanizması kurulmalı, okul güvenliği sadece fiziksel değil, psikolojik danışmanlık hizmetleriyle de desteklenmelidir.
hüseyin.tur3434@gmail.com