Adıyaman Haber
HV
01 HAZİRAN Pazartesi 18:16

Açlığın Öğrettikleri: Ramazan ve İnsan Olma Hâli

Zeynel Küçükkaya
Zeynel Küçükkaya
Giriş Tarihi : 19-02-2026 13:08

 

Oruç, insanın sadece midesini değil, kalbini de terbiye eden bir ibadettir. Özellikle Ramazan ayında tutulan oruç; sabrın, şükrün ve paylaşmanın en yoğun hissedildiği zaman dilimidir. Gün boyu aç ve susuz kalmak, modern hayatın hızına kapılıp unuttuğumuz hakikatleri yeniden hatırlatır bize. Bir yudum suyun, bir lokma ekmeğin ne kadar kıymetli olduğunu fark ederiz. Çünkü insan çoğu zaman sahip olduklarının farkına, onları kaybetmeye yaklaşınca varır.
Bugün bolluğun ortasında yaşıyoruz ama bereketin içinde değiliz. Sofralarımız dolu, fakat gönüllerimiz çoğu zaman aç. Oruç işte tam da bu noktada bize durmayı öğretir. Gün içinde sürekli tüketmeye alışmış bedenimize “yeter” demeyi, her istediğini hemen elde etmeye alışmış nefsimize “bekle” demeyi öğretir. Ve insanın en zor öğrendiği derslerden biri budur: Beklemek.
Beklemek sadece iftar saatini beklemek değildir. Kendini beklemektir. Sözünü tartmayı, öfkeni yutmayı, kırmamayı beklemektir. Oruç, açlıktan çok sabırdır aslında. Çünkü açlık birkaç saat sürer, ama sabır insanın karakterini inşa eder.
Oruç aynı zamanda nefis terbiyesidir. Sadece yemekten ve içmekten değil; kırıcı sözden, kötü düşünceden ve haksızlıktan da uzak durmayı öğretir. Dilimize hâkim olmayı… Sosyal medyada yazmadan önce durmayı… Birine cevap vermeden önce düşünmeyi… Kalbimize gelen öfkenin peşinden gitmemeyi…
Belki de bu yüzden oruç, sadece bireysel bir ibadet değildir. Toplumsal bir ahlâk eğitimidir. Oruç tutan insan bağırmaz, kaba konuşmaz, kul hakkını hafife almaz. Çünkü bilir ki aç kalan sadece kendisi değildir; dünyada her gün aç yatan milyonlar vardır. Ve açlığı hisseden kalp, merhameti daha hızlı öğrenir.
İftar sofraları da bunun en güzel şahididir. Gün boyu yalnız başına sabreden insan, akşam olunca yalnız yemez. Aile aynı masada toplanır, dostlar kapıyı çalar, komşuya tabak gider. Paylaşılan her lokma birlik duygusunu güçlendirir. Çünkü oruç bireyi toplumdan koparmaz, aksine topluma yaklaştırır.
Bir tabak çorbanın komşuya gönderilmesi, belki de dünyanın en eski sosyal dayanışma sözleşmesidir. Hiçbir kanunda yazmaz ama herkes bilir: Ramazan’da kimse yalnız bırakılmaz.
İhtiyaç sahiplerini hatırlamak, yardımlaşmayı artırmak orucun ruhunu tamamlar. Sadaka sadece verenin elinden çıkmaz; alanın onurunu incitmeden uzatılan bir köprüdür. Ramazan bize yardım etmeyi değil, paylaşmayı öğretir. Çünkü yardım yukarıdan aşağıdır; paylaşmak yan yana durmaktır.
Oruç bize şunu fısıldar: Asıl açlık midede değil, merhametsiz kalplerdedir. Nice tok insanlar vardır ki doymamıştır; nice yoksullar vardır ki huzurludur. Çünkü en büyük tokluk, insanın vicdanıyla barışık olmasıdır.
Ramazan her yıl gelir ve gider. Ama geride bıraktığı soru hep aynıdır: Bir ay boyunca sabredebildiğin şeyleri, yıl boyunca neden yapamıyorsun?Belki de orucun en büyük hikmeti budur. Bize melek olmayı değil, insan kalmayı öğretir. Ve hatırlatır:İnsanı doyuran ekmek değil, anlamdır.İnsanı büyüten zaman değil, fark ediştir. Ve insanı insan yapan, aç kaldığı hâlde başkasını düşünebilmesidir.

zeynelkucukkaya8@gmail.com

YORUMLAR
Marka Flower Çiçekçi