Adıyaman Haber
HV
24 HAZİRAN Çarşamba 08:13

Sosyal Medyanın Korku Dili ve Gerçeğin Sessizliği

Zeynel Küçükkaya
Zeynel Küçükkaya
Giriş Tarihi : 31-03-2026 08:47

 


Son günlerde kamuoyunun gündemine sıkça taşınan, özellikle de sosyal medya platformlarında hızla yayılan “uyuşturucu emdirilmiş peçete” iddiaları, toplumda ciddi bir tedirginlik oluştururken, bu tür haberlerin nasıl ele alınması gerektiği konusunda da önemli bir tartışmayı beraberinde getiriyor; çünkü insanların güvenlik kaygılarını doğrudan etkileyen böylesi iddialar, yeterince doğrulanmadan dolaşıma sokulduğunda yalnızca bireysel korkuları artırmakla kalmıyor, aynı zamanda toplumsal huzuru da zedeleyebiliyor.

Bugün artık bilgiye ulaşmak çok kolay, ancak doğru bilgiye ulaşmak her zamankinden daha zor; zira sosyal medyada dolaşıma giren her içerik, ne yazık ki aynı hızla doğrulanmıyor ve çoğu zaman bir kişinin duyduğu, başka birinin yorumladığı, bir başkasının ise kesin gerçekmiş gibi paylaştığı bilgiler, kısa sürede kitlesel bir endişe dalgasına dönüşebiliyor. Tam da bu nedenle, özellikle sağlık, güvenlik ve kamu düzeniyle ilgili konularda, ilk refleksimizin korkuya kapılmak değil, bilgiyi sorgulamak ve doğrulamak olması gerekiyor.

Uzmanların da sıklıkla ifade ettiği üzere, temasla anında etki gösterdiği öne sürülen maddeler son derece sınırlı sayıdadır ve kamuoyunda anlatıldığı biçimiyle, herhangi bir peçete ya da benzeri bir nesneye dokunulduğunda kişinin birkaç saniye içinde bilincini kaybetmesi gibi senaryolar, çoğu zaman bilimsel gerçeklikten çok şehir efsanelerine yaslanmaktadır. Bu durum, söz konusu risklerin tamamen yok sayılması gerektiği anlamına elbette gelmez; ancak tehlikeyi gerçek boyutlarıyla değerlendirmek ile onu abartarak toplumsal korkuya dönüştürmek arasında çok önemli bir fark vardır.

Öte yandan, her ne kadar bu iddiaların önemli bir bölümü abartılı ya da doğrulanmamış olsa da, bilinmeyen maddelerle temasın risk taşıyabileceği gerçeği de göz ardı edilmemelidir; bu nedenle kişisel güvenlik konusunda temel bazı alışkanlıkların kazanılması ve sürdürülmesi son derece önemlidir. Tanımadığımız kişilerden herhangi bir eşya almamak, açıkta duran ürünlerden uzak durmak, mümkün olduğunca kapalı ve güvenilir ambalajlı ürünleri tercih etmek, kalabalık ortamlarda çevresel farkındalığı yüksek tutmak ve özellikle gece saatlerinde daha dikkatli davranmak, korku üretmeden ama bilinçli şekilde alınabilecek en temel önlemler arasında yer almaktadır.

Asıl sorun, çoğu zaman olayın kendisinden çok, olayın nasıl anlatıldığıdır. Çünkü sosyal medya, bilgi paylaşımının yanı sıra duyguların da hızla yayıldığı bir alan olduğu için, korku içeren içerikler diğerlerinden çok daha hızlı dolaşıma girmekte, doğruluğu tartışmalı paylaşımlar kısa sürede geniş kitlelere ulaşmakta ve bir süre sonra gerçek ile söylenti arasındaki çizgi belirsizleşmektedir. Böyle bir ortamda, “bir yerde olmuş” denilen her olayın yaşanmış bir vaka gibi sunulması, bireyleri bilinçlendirmekten çok paniğe sevk etmekte, hatta zaman zaman güvenlik birimlerinin ve sağlık kuruluşlarının da gereksiz bir bilgi kirliliğiyle uğraşmasına neden olmaktadır.

Tam da bu noktada, medya okuryazarlığının ve eleştirel düşünmenin ne kadar hayati olduğu bir kez daha ortaya çıkmaktadır. İnternette karşılaştığımız her içerik doğru değildir; her video, her fotoğraf, her anlatı, gerçekliği temsil etmeyebilir. Bu yüzden bireylerin yalnızca paylaşan kişiye değil, bilginin kaynağına, tarihine, bağlamına ve doğrulanabilirliğine de dikkat etmesi gerekir. Güvenilir medya kuruluşlarını takip etmek, uzman görüşlerini esas almak, resmi kurumların açıklamalarını dikkate almak ve bir bilgiye inanmadan önce onu farklı kaynaklardan kontrol etmek, günümüz dünyasında artık bir tercih değil, bir sorumluluktur.

Unutulmamalıdır ki yanlış bilgi de en az gerçek bir tehdit kadar zararlı olabilir; çünkü yanlış bilgi, toplumu huzursuz eder, güvensizlik duygusunu büyütür, insanları birbirinden şüphe eder hale getirir ve gündelik hayatın olağan akışını bile tedirginlik eksenine taşıyabilir. Oysa toplumların güçlü kalabilmesi için yalnızca güvenlik önlemlerine değil, aynı zamanda sağduyuya, dengeye ve doğru bilgiye de ihtiyacı vardır. Riskleri küçümsememek ne kadar önemliyse, onları büyüterek toplumsal korkuya dönüştürmemek de bir o kadar önemlidir.

Bu nedenle yapılması gereken şey çok nettir: Ne saf bir iyimserlikle her şeyi yok saymak ne de her söylentiyi kesin gerçek kabul ederek panik üretmektir. Asıl ihtiyaç duyduğumuz şey, gerçekçi bir bakış açısı, bilimsel veriye dayalı bir değerlendirme ve toplumun tamamında yaygınlaşacak bilinçli bir güvenlik kültürüdür. Çünkü güvenlik yalnızca kolluk kuvvetlerinin ya da resmi kurumların sorumluluğu değil, aynı zamanda bireylerin günlük yaşam pratiklerinde geliştireceği farkındalıkla da doğrudan ilgilidir.

Toplumun bilinçlenmesi, eğitimle desteklenmesi, kişisel sınırların korunması, şüpheli durumların ciddiye alınması ve gerektiğinde yetkililere bildirilmesi, bireysel güvenliği güçlendirdiği kadar toplumsal dayanışmayı da artırır. Bilinçli bireyler, yalnızca kendilerini korumaz; aynı zamanda çevrelerini de daha güvenli hale getirir. Bu yüzden doğru bilgi paylaşımı, sorumluluk gerektiren bir kamusal davranıştır ve herkesin bu konuda üzerine düşeni yapması gerekir.

Sonuç olarak, korkunun değil bilginin, söylentinin değil gerçeğin, paniğin değil sağduyunun rehberliğinde hareket etmek zorundayız; çünkü toplum sağlığı, bireysel güvenlik ve kamusal huzur, ancak doğru analiz edilen riskler, dikkatli paylaşılan bilgiler ve bilinçli davranışlarla korunabilir. Bugün bize düşen görev, kulaktan dolma iddiaların peşine takılmak değil, bilimsel veriyi, uzman görüşünü ve doğrulanmış bilgiyi esas alarak hem kendimizi hem de toplumu daha güçlü, daha güvenli ve daha bilinçli bir zeminde tutmaktır.

zeynelkucukkaya8@gmail.com

YORUMLAR
Marka Flower Çiçekçi