“Usta, bir çay ver… Demli olsun, ince belli bardakta, şekersiz olsun.
Bir de yanına dost sohbeti ekle; kaldıysa şayet… Derdimi dinleyen ama sırlarımı saklayanlardan olsun. Cümle âleme anlatan değil, gönlümdeki yükü hafifletenlerden olsun.”
Şehir dediğin bazen karmaşasıyla, bazen de sükûnetiyle insanı yorar; Adıyaman’da ise bu yorgunluğu alan gizli bir cennet vardır: kahvehaneler.
Birçok şehirde kahvehaneler emeklilerin sığınağı sayılırken, Adıyaman’da gençlerin de nefes aldığı yerdir. Öyle ki, müdavimleri arasında zamanla kardeşlik bağı oluşur. Bir gün biri görünmezse hemen telefon çalar:
“Lan neredesin? Bir şey mi oldu?”
Merak da özlemin başka bir çeşididir işte.
Kahvehane, zaman öldürme sanatının icra edildiği mekândır aynı zamanda. Tavla, okey, kâğıt derken saatler su gibi akıp gider. Gece müdavimlerinin kapanış saati olmaz; kimi zaman üç olur, kimi zaman dört. Oyun çaya oynanır, bazen üstüne dürüm söylenir; işte o kadarcık lüks yeter insana.
Bir de “fındıklı gelsin” anı vardır ki… Masada kıyamet kopar. Çünkü o, kahvehanenin ultra zenginlik göstergesidir. Vişne, portakal ya da elma suyu doldurulur bardağa; üzerine tane tane on beş fındık serpilir. O masa o anda “Ben buradayım!” der.
Gelelim kahvehanelerin görünmez kahramanlarına: Yancılar…
Oyunu ateş püskürür gibi izleyen, görünmez hakemlerdir onlar. Kiminin parası yoktur oynamaya, kiminin iddiası yoktur. Kimisi başka kahveden misafirdir ama sürekli geliyorsa artık adı bellidir: Yancı. Hatta soyadı bile değişmez.
Yancılık bir yaşam biçimidir; bazıları sessizce oturur ikram çayını içer, bazıları ise ara ara laf atarak oyuna gönülden ortak olur.
Şehirde bu kadar çok kahvehane olmasının elbette bir sebebi var:
İşsizlik çok, sosyal alan ise yok denecek kadar az.
İnsan kahvehanede çevre edinir, orada görünür olur, orada hayatın akışına tutunur. Esnaf çayını oradan söyleyiverir; Adıyaman’da müşteri misafirdir, mutlaka ikram edilir. Çarşıda her beş-on dükkâna bir diyafon düşer, “Çay söyle!” diye bağırmaya gerek kalmaz.
Ama sakın ola yancıyı “beleşçi” sanmayın; o bambaşka bir yazının konusudur.
Oyun yoksa söz başlar. Kahvehanelerde şehrin siyaseti yazılır; orada ete kemiğe bürünür, orada şekillenir. Siyasetçi seçimden seçime değil, her daim kahvehanededir. Oyunun başında poz vermekten çekinmez; zira onun gözünde halka inmenin yolu kahvehanedir.
Hele Tütün Pazarı kahvehaneleri… Sabah beş olmadan kapıları açılır. Hava soğuksa çayın sıcaklığı avuçlara işler. Köyden gelen tütün emekçisinin güne başlamadan önce içtiği çay, sigaranın ön hazırlığı gibidir. Selamını fakiri de verir, işçisi de, memuru da, çiftçisi de, ağası da… Çünkü kahvehane herkesindir.
Adıyaman’da kahvehane: Bir sosyalleşme alanıdır, işsizliği perdeleyen bir mekândır, evden kısa süreli kaçışın sığınağıdır, dostluğun en samimi halidir. İçilen çayda, yenilen dürümde, atılan zarlarda; kısacası her detayında bir yaşam biçimi saklıdır.
hanificvs@gmail.com

























