Şimdi ne güzeldir Ali Dağı’ndan Şehri-Yaman’a, Elif-i Terman’a, Karahöyük ovasına ve masmavi baraja bakmak…
Aylar öncesinden adanan adakların yerine getirilme vakti geldi yine. Tütün toplandı, ekinler ekildi; hayat, bahara kavuşmak için kendini sonbahara teslim etti Şehri Yaman’da.
Adıyaman, nice ziyaretgâhlara ev sahipliği yapan bir şehirdir. Neredeyse her köyün yakınında, yüksek bir tepede ya da bir mezarlığın yanı başında, mutlaka bir türbe ya da kutsal kabul edilen bir ziyaret mekânı vardır. Şimdi, buralarda adaklar adanır, dualar edilir, niyetler tazelenir.
Zey Ziyareti, Mahmut El Ensari, Ezber El Gafari, Hacı Yusuf… Liste böyle uzayıp gider.
Mahmut El Ensari’ye çıkmak, eskiden cesaret isterdi. Dik bir yokuş, sert bir patika yol… Ama tepeye varınca yazın ortasında bile serinlik veren bir rüzgâr karşılardı insanı. Doğuya baktığında Elif-i Terman ile Karahöyük, batıya döndüğünde ise Şehri Yaman bütün ihtişamıyla gözler önüne serilirdi. Arkasını döndüğünde ise Eştran ve Çetin Kaw dağları koca bir heybetle beklerdi orada.
Adaklar türbenin hemen yanına bağlanır, ziyaret edilir, dualar okunur, sonra uçuruma nazır kesimhane olarak kullanılan alana geçilirdi. O zamanların en büyük derdi sudu. Bu yüzden gelen herkes yanında mutlaka birkaç bidon su getirirdi. Ziyaretin önünde büyük toprak küpler olurdu; içindeki su yaz sıcağında bile buz gibi kalırdı. Türbenin solunda ise küçük bir bekçi kulübesi vardı. Bekçi, hem ziyareti gözetir hem de adak kesiminde yardım ederdi. Bunun karşılığında da bir büyük but kendisine verilirdi.
Sonra etler doğranır, kazanlar kurulur, et haşlaması ve üzerine ziyaret pilavı pişerdi. Adak çoksa sofralar yan yana kurulur, “kimin adağı” olduğuna bakılmaksızın herkes davet edilirdi. Ardından diğer adakların sofraları aynı ritüelle devam ederdi.
Sohbet yılları, hatıraları, mevsimi konuşur; muhabbet koyulaştıkça mevsimine göre karpuz, kavun, üzüm; hiçbiri yoksa közde çay eşlik ederdi. Kadınlar kap kacağı yıkar, artan etler pilava karıştırılır ve konu komşuya verilmek üzere heybelere doldurulurdu.
Güzel günlerdi. Güzel olmanın da ötesinde anlamlı günlerdi.
Eğer adak Mahmut El Ensari’de yapılmışsa dönüş yolunda mutlaka Abzer El Gafari’ye uğranırdı. Tersi olsa bu kez Mahmut El Ensari’ye çıkılırdı. Rivayete göre, Abzer demiş ki:
“Bana gelen, Mahmut El Ensari’ye de uğramadan dönmesin.”
O yüzden Mahmut da ayrı bir isimdir bu şehirde, Abzer de; Abdurrahman da, Mehmet de, Yusuf da.
Hepsi bir isimden öte niyettir.
Hevestir.
Umuttur.
Ve daha fazlasıdır.
Öyle işte… Birden aklıma geldi.
hanificvs@gmail.com

























