Bir yıl daha sessizce arkamızda kaldı. Takvim yaprakları hızla düşerken, biz çoğu zaman sadece kendi telaşımıza, kendi yarınlarımıza odaklandık. Oysa bu geçen her yıl, birilerinin omuzlarına biraz daha yük bindirdi; saçlarına biraz daha ak düşürdü, adımlarını biraz daha yavaşlattı. Yaşlılık dediğimiz şey, bir gün ansızın kapımızı çalacak uzak bir ihtimal değil; sabırla, ağır ağır bize doğru yürüyen bir hakikattir.
Yaşlılarımız bu toplumun yaşayan hafızasıdır. Onlar, yokluğun ne demek olduğunu bilen, ekmeği bölüşerek çoğaltan, sözü tartarak konuşan bir kuşağın temsilcileridir. Bugün bize sıradan gelen pek çok imkân, onlar için bir zamanlar hayaldi. Elektriğin kıymetini, suyun değerini, komşuluğun anlamını en iyi onlar bilir. Çünkü zorlukla yoğrulmuş bir hayat, insana her şeyin gerçek değerini öğretir.
Ne yazık ki modern hayatın hızına kapıldıkça, yaşlılık çoğu zaman gözden düşüyor. Yavaşlamak, durmak, hatırlamak; çağın ritmine uymadığı için bir kenara itiliyor. Yaşlılar bazen “yük”, bazen “engeller”, bazen de sessizce görmezden gelinen insanlar hâline geliyor. Oysa bir toplumun medeniyet seviyesi, en çok da yaşlılarına gösterdiği ilgi ve saygıyla ölçülür. Güçlü olanı alkışlamak kolaydır; asıl olan, güçten düşene omuz verebilmektir.
Bir yaşlının anlattığı hikâyede sadece geçmiş yoktur; ders vardır, ibret vardır, yol gösteren bir tecrübe vardır. Dinlemeyi bilene, bir ömrün süzülmüş bilgeliği sunulur. Ancak biz çoğu zaman “vaktim yok” diyerek bu hikâyelerin önünden geçip gideriz. Oysa bir gün biz de anlatacak hikâyelerimizle kalabalıklar içinde yalnızlaşabiliriz.
Unutulmaması gereken en temel gerçek şudur: Biz de yaşlanacağız. Bugün gençliğin verdiği güçle hızlı adımlar atanlar, yarın bastonuna yaslanarak yürüyebilir. Bugün sesini yükseltenler, yarın duyulmak için bir çift kulağa ihtiyaç duyabilir. Bugün ilgisiz kaldıklarımız, yarın bizimle aynı ilgisizliğin aynasında buluşabilir. Hayat, insanı en çok da unuttuğu yerden sınar.
Yaşlılarımızı hatırlamak, sadece bayramlarda yapılan bir ziyaretle sınırlı olmamalı. Bir telefon, kısa bir sohbet, samimi bir selam; insanın kendini hayata ait hissetmesi için bazen yeterlidir. Özellikle yalnız kalan, evinin sessizliğiyle baş başa yaşayan yaşlılar için bu küçük temaslar, büyük bir anlam taşır. Çünkü insan, en çok unutulduğunda yaşlanır.
Vefa, bu toprakların en kıymetli kelimelerinden biridir. Ancak vefa, dillerde dolaşan bir söz değil; davranışla anlam kazanan bir duruştur. Yaşlılarımıza gösterdiğimiz sabır, saygı ve şefkat; aslında kendi insanlığımızı koruma çabasıdır. Onlara ayırdığımız zaman, gelecekte kendimize ayırdığımız zamandır.
Bir yılı daha geride bırakırken, gelin kendimize şu soruyu soralım: Yaşlılarımızın hayatında biz ne kadar varız? Sadece ihtiyaç anında mı hatırlanıyoruz, yoksa gönülden bir bağ kurabiliyor muyuz? Çünkü yarın, aynı sorular bize sorulacak.
Zaman acımasızca ilerliyor. Ama biz, bu akışın içinde insan kalmayı başarabiliriz. Yaşlılarımızın duasını almak, gölgesinde soluklanmak; aslında geleceğe bırakılacak en sağlam mirastır. Ve unutmayalım: Yaşlılara gösterilen değer, bir toplumun kendisine verdiği değerin en açık göstergesidir.
m.cil02@hotmail.com
























