Türkiye’nin dört bir yanında milyonlarca emekli, takvim yapraklarının yılbaşına dönmesini sadece bir yılın bitişi olarak değil, adeta bir kurtuluş umudu olarak bekliyor. Çünkü geçim mücadelesi artık dayanılmaz bir hale gelmiş durumda. Pazardaki fiyatlar her hafta yeni bir sürprizle karşılıyor, temel gıda ürünleri bile lüks sınıfına giriyor. Emeklinin aldığı maaş ise aynı noktada çakılı kalmış gibi…
Ev kirası, elektrik, su, doğal gaz, mutfak masrafı, ulaşım derken, emekliler ayın daha ilk günlerinde maaşlarını tüketiyor. Bir zamanlar torunlarına harçlık veren, evine misafir ağırlayan, cebinde her zaman bir “acil durum” parası bulunduran o kuşağın çoğu, bugün pazarda artıkları topluyor, markette indirim saatlerini kolluyor, sosyal hayattan tamamen kopuyor.
Açıklanan zam oranları, emeklilerin yükünü hafifletmiyor; aksine, artan enflasyon karşısında eriyen maaşlar daha da çaresiz bir hale getiriyor. Bugün bir emeklinin maaşıyla bir ay değil, bir haftayı bile rahat götürmesi güç. Temel ihtiyaç kalemlerindeki fahiş artış ortadayken, yapılan zamlar sadece kağıt üzerinde bir rahatlık sağlıyor.
Gerçek hayatın mutfağında ise tablo çok daha sert: Bir kilo et, birçok emeklinin gözünde artık bir bayram alışverişi seviyesinde. Meyve-sebze bile lüks kategorisine kaydı. Şehir içi ulaşım masrafları her geçen gün daha fazla bütçe yakıyor. Tek başına yaşayan emekliler için kira, neredeyse ömrünün birikimini bile tüketebilecek kadar yüksek.
Bu tablonun ortasında emekliler, özellikle yılbaşında yapılacak düzenlemeye bel bağlamış durumda. Çünkü başka çare kalmadı…Sokakta mikrofon uzatıldığında emeklilerin en çok kurduğu cümle: “Şimdi geçinemiyoruz.” Bu cümle sadece bir serzeniş değil; yıllarca çalışmış, üretmiş, vergi vermiş, askerlik yapmış, ülkenin her döneminde omuz vermiş bir neslin hayal kırıklığı…
Emekli, bugün sadece ekonomik kaygı yaşamıyor; aynı zamanda değer görmediğini, saygı duyulmadığını, emeğinin karşılığının verilmediğini düşünüyor. Yetkililerin açıkladığı enflasyon oranları başka bir dünya, çarşı-pazarda yaşanan enflasyon ise bambaşka bir gerçek. Emekliler için en acı olan da bu: Yaşadığı hayatın maliyetiyle açıklanan rakamların birbirini tutmaması.
Bir emekli pazardan çıkarken şöyle diyor: “Torun istedi” diye iki kilo mandalina aldım. Eve gidince bütçe hesabı yaparken pişman oldum.” Bu cümle bile emeklilerin psikolojisinin, ekonomik sıkışmışlığının ve gelecek kaygısının net bir özeti. Emeklilerin tek beklentisi geçinebilmek, faturaları düşünmeden bir soba yakabilmek, pazardan en azından temel ihtiyaçları eksiksiz alabilmek, ay sonunu getirebilmek…
Bu sebeple yılbaşında yapılacak düzenleme, sadece bir zam değil, bir nefes olmalı. Çünkü emekliler nefessiz kaldı. Maaşları, hayat pahalılığı karşısında her ay biraz daha eriyorken; yapılacak artışların geçmiş kayıpları da telafi edecek düzeyde olması gerekiyor. Aksi takdirde, yılbaşı yine bir umut kırıklığına daha dönüşecek. Emekliler yılbaşını, bir zamdan fazlasını bekliyorlar.
m.cil02@hotmail.com
























