İnsan bazen hayatının muhasebesini yapmak için banka hesabına değil, aynaya bakıyor.
Ben de bugün geriye dönüp hayatıma baktığımda, önümde kocaman bir çalışma hikâyesi görüyorum.
Yıllarca çalıştım
Tam 35 yıl emek verdim. Ama aslında benim çalışma hayatımın başlangıcı 35 yıl öncesi de değil.
İlkokul birinci sınıftan itibaren çalışmaya başladım.
Çocuk yaşta terzi çıraklığı yaptım. O yaşta elimiz kalem tutarken bir yandan da ekmek parası kazanmanın ne demek olduğunu öğrendik. Sonra hayat bizi başka işlere, başka sektörlere götürdü.
Çalıştım…
Çalıştım…
Çalıştım…
Çünkü bizim bildiğimiz hayat buydu.
Çalış, alın teri dök, kazan, evine götür.
Kimse bize kısa yoldan zengin olmayı öğretmedi.
Kimse “Paranı şuraya yatır, birkaç yıl sonra katlanarak geri alırsın” demedi. Biz de zaten böyle işlerden anlamadık.
Fon nedir, borsa nasıl işler, döviz ne zaman alınır, altın ne zaman yükselir…
Bunların hiçbirini bilmedim.
Ben düz yaşadım.
Kazandığım kadar harcadım, yettiği kadar biriktirdim. Çocuklarımı büyüttüm, evimin geçimini sağladım, elimden geldiğince kimseye muhtaç olmadan yaşamaya çalıştım.
Peki, 35 yılın sonunda ne oldu?
10 yaşında bir arabam var.
Bir de evim var.
Onun da yarısı depremde yıkıldı.
Hepsi bu…
Bazen insan kendi kendine soruyor:
“Boşuna mı çalıştım bunca yıl?”
Çünkü bugün milyonlarım yok.
Milyarlarım hiç olmadı.
Açıkçası milyonlar, milyarlar benim için yan yana yazılmış rakamlardan ibaret. Rüyamda görsem, sabah kabus görmüş gibi uyanırım.
Ama bir başka hayat mümkün müydü?
Belki de mümkündü.
Mesela yıllar önce fon işlerini bilen, piyasayı takip eden, paranın nasıl değerlendirileceğini bilen birkaç tanıdığım olsaydı…
Bana “Şuraya yatırım yap, paranı burada değerlendir” deselerdi…
Belki evimi satıp parasını bir fona yatırırdım.
Belki bugün elimdekinin binlerce katı para olurdu.
Belki gerçekten zengin olurdum.
Ama sadece zengin olurdum.
İşte mesele tam da burada başlıyor.
Ben hayatım boyunca bazı şeyleri para kazanmak uğruna satmadım.
Onurumu satmadım.
Haysiyetimi satmadım.
Kalemimi satmadım.
Doğru bildiğimden vazgeçmedim.
İnsanların yüzüne başka, arkasından başka konuşmadım.
Birilerinin önünde eğilip karşılığında para, makam, mevki istemedim.
Belki bu yüzden zengin olamadım.
Belki bu yüzden bugün milyonları olan insanların hayatına uzaktan bakıyorum.
Ama içimde başka bir hesap var.
O hesabın adı da vicdan.
Bugün emekli maaşımla geçinmeye çalışıyorum. Açık söyleyeyim; çocuklarımın desteği olmasa bazı şeyleri karşılamakta zorlanırım. Hayat pahalı, emekli maaşı belli, ihtiyaçlar belli.
Bazen markete giriyorsun, birkaç parça ürün alıyorsun, kasada çıkan rakama bakıp şaşırıyorsun.
“Ben bu kadar yıl ne için çalıştım?” diye insanın aklından geçiyor.
Ama sonra kendime şunu söylüyorum:
Varsın zengin olmayayım.
Varsın milyonlarım olmasın.
Varsın lüks arabalarım, büyük yatırımlarım, milyonluk hesaplarım bulunmasın.
Benim başka bir servetim var.
Geçmişime baktığımda utanacağım bir şey yapmadım.
Çocuklarıma, “Bunu nasıl kazandın?” diye sorulduğunda başımı öne eğmek zorunda kalmayacağım bir hayat yaşadım.
Belki cebim çok dolu değil.
Ama içim boş değil.
Çünkü insanın hayatındaki en büyük zenginlik, hesabındaki para değil; gece başını yastığa koyduğunda vicdanının rahat olmasıdır.
Ben zengin olmadım.
Ama çalıştım.
Çabaladım.
Alın teri döktüm.
Yanlış yollara sapmadan yaşamaya çalıştım.
Bugün elimde bir araba, depremden yarısı zarar görmüş bir ev ve emekli maaşımdan başka çok büyük bir servet olmayabilir.
Ama 35 yılın sonunda hâlâ kendime bakabiliyorsam, hâlâ “Ben kimsenin hakkına girmedim” diyebiliyorsam, işte benim servetim de budur.
Belki para bazı kapıları açıyor.
Ama onur, insanın kendi kapısından başı dik girmesini sağlıyor.
Ben zengin olamadım.
Olsun…
Onurlu yaşamak, bazen dünyanın bütün servetlerinden daha büyük bir zenginliktir.
kocatascelil@gmail.com