Tribünde alkışlanan transferlerin hesabını kim ödeyecek?
Futbolu takip edenler bilir. Transfer dönemi geldi mi, artık rakamların sonunu getirmekte zorlanıyoruz.
Bir gün Salah, bir gün Lukaku, başka bir gün Vlahovic…
Milyon eurolar havada uçuşuyor. Bonservisler, maaşlar, imza paraları, primler, menajer ücretleri…
Bir futbolcu geliyor, havaalanında yüzlerce taraftar karşılıyor. Forma giydiriliyor, birkaç fotoğraf çekiliyor. Sosyal medya ayağa kalkıyor.
“Bomba transfer…”
“Yılın transferi…”
“Şampiyonluğun habercisi…”
Herkes mutlu.
Ben de o görüntülere bakıyorum ve ister istemez başka bir şey düşünüyorum:
Peki bu paralar nasıl ödenecek?
İşte kimsenin pek konuşmak istemediği yer burası.
Çünkü transferin kendisi heyecan veriyor, faturası ise pek kimsenin umurunda olmuyor.
Oysa futbol artık yalnızca futbol değil.
Milyarlarca liranın döndüğü büyük bir ekonomi.
Dört büyük kulübün borçlarını düşünün. Üç kulübün toplam borcunun dahi 85 milyar lirayı aşan rakamlara ulaşmasından söz ediyoruz.
Böyle bir ortamda milyonlarca euroluk transferler yapılırken insan sormadan edemiyor:
Bu hesabı kim yapıyor?
Bir futbolcunun bonservisini açıklamak yetiyor mu?
Hayır.
O futbolcunun yıllık maaşı var.
Primleri var.
İmza parası var.
Menajeri var.
Vergisi var.
Bonusları var.
Ödeme takvimi var.
Bunların hepsini üst üste koyduğunuzda, transferin gerçek maliyeti açıklanan bonservis bedelinin çok üzerine çıkabiliyor.
Peki kulübün bu yükü taşıyacak geliri var mı?
Yoksa bugün taraftarı sevindiren transferin faturası yarın kulübün önüne mi konulacak?
Bir de vergi meselesi var
Futbolda nedense transfer konuşulurken vergi kısmı hep arka planda kalıyor.
Oysa devlet açısından bakıldığında işin önemli bir tarafı da burası.
Temmuz ayında gündeme gelen mali denetimlerde Galatasaray, Fenerbahçe ve Beşiktaş'ın vergi borçları ile denetimler sonucunda ortaya çıkan ceza ve yükümlülüklerinin toplamının 1 milyar lirayı aştığı bildirildi.
Şimdi sormak gerekiyor:
Milyon euroluk transfer yapılırken bunun vergi boyutu nedir?
Futbolcunun maaşından ne kadar vergi ödeniyor?
Menajere yapılan ödemelerin vergisi ne kadar?
İmza parası, prim, bonus ve diğer sözleşme kalemlerinin kamuya karşılığı nedir?
Bunlar neden açık ve anlaşılır biçimde kamuoyuna anlatılmasın?
Sonuçta bu kulüpler toplumun yakından takip ettiği, milyonlarca insanın gönül verdiği kurumlar.
Şeffaflık istemek kimseye haksızlık yapmak değildir.
Tam tersine, kulübü korumaktır.
Harcama limitini açıklamak yetmez
Türkiye Futbol Federasyonu'nun kulüplere harcama limitleri koyması elbette önemli.
2026-2027 sezonunun takım harcama limitleri de açıklandı.
Ama benim burada bir itirazım var.
Harcama limitini bilmek yetmez, o paranın nereden geldiğini de bilmek gerekir.
Kulüp bu parayı nereden buluyor?
Sponsor mu karşılıyor?
Yayın gelirinden mi geliyor?
Borç mu alınıyor?
Başkan veya yöneticiler mi kaynak sağlıyor?
Gelecekte kazanılması beklenen para bugünden mi harcanıyor?
Bunların cevabını bilmek taraftarın da hakkı.
Çünkü bugün yapılan yanlış bir hesabın bedelini yarın başka bir yönetim, başka bir başkan ve en sonunda yine kulüp ödeyebilir.
Başkan gider, borç kalır
Bence Türk futbolunun en büyük problemlerinden biri de burada.
Başkanlar geliyor, yönetimler değişiyor.
Bir yönetim transfer yapıyor.
Bir sonraki yönetim o transferlerin taksitlerini ödüyor.
Sonra yeni yönetim geliyor, yeni borçlar yapılıyor.
Bir bakıyorsunuz kulübün borcu dağ gibi büyümüş.
Peki sorumlusu kim?
Kötü transfer yapan mı?
Yanlış sözleşmeye imza atan mı?
Kulübün gelirinden fazla harcayan mı?
Yoksa bütün bunlar “Futbol böyle bir şey” denilerek geçiştirilecek mi?
FIFA'nın Türk kulüplerine transfer yasakları getirdiği örnekleri de ortada.
Ağustos ayının başında Gençlerbirliği, Antalyaspor ve Pendikspor için üçer dönem, Hatayspor için ise kaldırılıncaya kadar transfer yasağı bildirildi.
Demek ki transfer yapmak kadar, o transferin parasını zamanında ödemek de önemli.
Hatta belki daha önemli.
Ben yıldız futbolcuya karşı değilim
Bunu özellikle söylemek isterim.
Salah'ın, Lukaku'nun, Vlahovic'in Türkiye'de futbol oynamasını kim istemez?
Dünya yıldızlarının Türkiye'ye gelmesi Türk futbolunun marka değerini yükseltir.
Taraftar heyecanlanır.
Tribünler dolar.
Lig daha çok izlenir.
Bunların hepsi güzel.
Ama bir futbolcunun ismi ne kadar büyük olursa olsun, kulübün geleceğinden daha büyük değildir.
Bir transfer uğruna kulübün geleceği riske atılmamalıdır.
Çünkü kulüp başkanının parası değildir o para.
Yöneticinin şahsi malı değildir.
O para taraftarın parasıdır.
Kulübün tarihidir.
Kulübün geleceğidir.
Artık sormamız gereken soru değişmeli
Transfer döneminde artık sadece “Kim geldi?” diye bakmayalım.
Biraz da “Bu transferin faturası ne?” diye soralım.
Bonservis ne kadar?
Toplam maaş ne kadar?
Menajere ne ödenecek?
İmza parası ne kadar?
Prim ve bonuslar ne kadar?
Ödeme kaç yılda yapılacak?
Kulübün bunu karşılayacak geliri var mı?
Bence artık asıl mesele budur.
Çünkü bugün sosyal medyada milyonlarca kez paylaşılan transfer videosu birkaç gün sonra unutulur.
Ama imzalanan sözleşme yıllarca kulübün kasasında durur.
Ve bazen bir transferin alkışı birkaç gün sürer…
Borcu yıllarca devam eder.
Futbolun heyecanı elbette güzel.
Golü, galibiyeti, kupası, yıldız futbolcusu…
Bunların hepsi futbolun tadı.
Ama bir de madalyonun öteki yüzü var.
Futbolun hesabı.
İşte o hesabı artık daha fazla konuşmanın zamanı geldi.
Çünkü yarın çok geç olabilir.
kocatascelil@gmail.com
























