Ramazan Rahmet ayı...
Hoş geldi, sefa getirdi ve artık sonlarına doğru gidiyoruz.
Ramazan ayının gelmesi ile insanlarda paylaşma duygusu pik yapar. Herkes evinde yaptığı yemeği bile komşusuna da ikram eder. Bir bakarsınız ki sofra bereketlenmiş çeşit çeşit yemekler önünüze dizili vermiş. Bu paylaşmanın güzel ve somut bir sonucudur. Yine insanlar zekatlarını, yardımlarını bu ayda yapmaya daha çok özen gösterir. Çünkü bu ay rahmet ayıdır. Rabbimiz yardımlaşmanın önemini göstermek için Vacip bir sadaka olan fitreyi de bizlere zorunlu kılmıştır bu ayda.
İnsanların empati kurup durumu olmayan insanlara yardım elini uzatması kadar güzel bir şey var mıdır?
Artık Ramazan aylarının vazgeçilmezi ve bir klasiği de olan Ramazan kolileri marketlerde boy göstermeye başladı. Ramazan'ın ilk günlerinde market önlerine yığınla indirilen kolilerin, Ramazan’ın sonuna doğru tükendiğini görmek insanı ayrı bir duyguya sevk ediyor. Hala birbirine yardım eden insanların var olduğunu hissetmek kadar kıymetli ne olabilir ki şu hayatta. Şimdi biz bu kolileri alıp o kapıya bırakıyoruz; yağdır, şekerdir, bulgurdur, makarnadır...
Tamam. Eyvallah. Allah kabul etsin.
Ama kim o koliyi bırakırken, Bir kere de kapının arkasına bakayım diyor? O kapının arkasında neler yaşanıyor acaba? diye merak ediyor.
İnsanlarımız çok duyarlı, sağ olsunlar var olsunlar. Koliyi getirip bırakıyor, sonra bir diğeri getirip bırakıyor, derken evde epey koli birikiyor. Evin hanımı yemek yapacak bulgur, yağ, tuz var. Bunda sıkıntı yok, ama o yemeği yapmak için evinde gaz yok, sofrayı yanına sereceği yanan bir sobası yok, sobası varsa da içine atacağı odunu kömürü yok, çocuklarının üstüne giyeceği elbisesi Ayakkabısı yok, Masanın üstünde bizim Karadağ Dağı kadar birikmiş faturası var. Anlayacağınız gaz yoksa, o bulgurun da bir anlamı kalmıyor.
Ben diyorum ki: Gelin, bu sene bu işin rengini biraz değiştirelim. Yardımımızı nakdi yapalım ki; insanlar neye ihtiyacı varsa, kendileri gidersinler. Belki kaç aydır hanımına bir elbise alamadı, belki çocuğunun ayakkabısı delik, belki ödemesi gereken çok acil bir borcu var...
İnsanın neye ihtiyacı olduğunu en iyi kendisi bilir.
Şimdi size soruyorum: Elinle o koliyi taşıyıp kapıya dayamak mı daha doğru? Yoksa hal hatır sormaya gidip, kalkarken de o zarfı kimseler görmeden eline tutuşturmak mı daha doğru? Bence, ikincisi çok ama çok bizden çok daha delikanlıca. Kimseyi bir koli Makarnaya mahkum etmeyelim. İnsanların elini kolunu bağlamayalım.
Gerçekten dokunalım şu İnsanların hayatına. Sevgi ve saygıyla kalın...