Dijital çağda hiçbir iktidar gerçeği sonsuza kadar gizleyemez. Bilgiyi sansürleyebilir, medyayı denetleyebilir; ancak insanların birbirine ulaşmasını, yaşadıklarını paylaşmasını ve ortak bir irade oluşturmasını bütünüyle engelleyemez.
Sırbistan’da öğrencilerin başlattığı hareket, toplumsal öfkenin örgütlü bir güce dönüşebileceğini gösterdi. Mesele yalnızca bir hükümete karşı çıkmak değil, halkın kendi geleceği üzerinde söz sahibi olmasıydı.
Sırbistan: Bir felaketten halk hareketine
Sırbistan’daki hareketin fitilini, 1 Kasım 2024’te Novi Sad kentindeki tren istasyonunun beton konisinin çökmesi ve 16 kişinin yaşamını yitirmesi ateşledi. Kamuoyunda büyüyen öfkenin odağında yalnızca facia değil, sorumluların hesap vermemesi, denetimsizlik ve yolsuzluk iddiaları da vardı.
Kasım ayında öğrenciler üniversitelerde boykot ve işgal eylemleri başlattı. Talepleri açıktı: Sorumlular hesap vermeli, ilgili belgeler açıklanmalı ve kamu yönetimi şeffaf olmalıydı. Üniversitelerde başlayan direniş kısa sürede ülke geneline yayıldı; akademisyenler, işçiler, çiftçiler ve toplumun farklı kesimleri de öğrencilere destek verdi.
Öğrenciler, plenum adı verilen genel kurullarda taleplerini tartıştı, kararlarını ortaklaşa aldı ve mücadelelerinin yönünü birlikte belirledi. Böylece direniş, bir öfke patlamasının ötesine geçerek katılımcı bir örgütlenme deneyimine dönüştü.
15 Mart 2025’te Belgrad’da düzenlenen kitlesel gösteri, hareketin ulaştığı toplumsal gücü gözler önüne serdi. Öğrenciler daha sonra erken seçim talebini gündeme taşıdı. Adalet ve hesap verebilirlik için başlayan mücadele, giderek ülkenin siyasal geleceğini belirleme arayışına dönüştü.
Bu süreçte temsil meselesi de tartışmaya açıldı: Adayları kim belirleyecek, seçilen temsilciler kime karşı sorumlu olacaktı? Öğrenciler, destekledikleri adayların belirlenmesi ve değerlendirilmesinde söz sahibi olmaya çalışarak sokaktaki toplumsal gücü siyasal alana taşımayı hedefledi.
25 Ekim 2026’da yapılan parlamento seçiminde öğrenci hareketinin desteklediği liste, açıklanan sonuçlara göre oyların yaklaşık yüzde 52,7’sini alarak 250 sandalyeli parlamentoda 139 sandalye kazandı. Aleksandar Vučić yenilgiyi kabul etti.
Novi Sad’daki facianın ardından başlayan hareket, yaklaşık iki yıl içinde kitlesel bir direnişten seçim başarısına uzandı. Ancak asıl sınav şimdi başlıyor: İktidarın değişmesi, halkın kendi geleceği üzerinde gerçek söz ve karar sahibi olmasına dönüşecek mi?
Protestodan halk iradesine
Sırbistan deneyiminin önemli yanı, öğrencilerin yalnızca sokağa çıkması değil, karar alma yöntemlerini de tartışmaya açmasıydı. Genel kurullarda ortak kararlar alınması, temsilcilerin nasıl belirleneceği ve nasıl denetleneceği sorularını gündeme taşıdı.
Vekilleri kim seçiyor, seçilenleri kim denetliyor?
Demokrasi yalnızca seçim günü sandığa gitmek değildir. Seçimler arasında da söz sahibi olmak, temsilcilerden hesap sormak ve karar süreçlerine katılmak gerekir. Sırbistan’daki hareket, halkın yalnızca yönetilen değil, siyasetin yönünü belirlemeye çalışan bir güç olabileceğini gösterdi.
İktidar değişir, peki ya düzen?
Bir iktidarın değişmesi, toplumsal düzenin de değiştiği anlamına gelmez. Yoksulluk, güvencesizlik, eşitsizlik ve emek sömürüsü sürüyorsa seçim başarısı tek başına toplumsal dönüşüm sağlayamaz.
Kapitalist düzen, yalnızca yöneticilerin değişmesiyle ortadan kalkmaz. Sermayenin ekonomik ve siyasal gücü devam ettiği sürece emekçilerin karar süreçlerinden dışlanması da sürebilir.
Bu nedenle temel soru şudur: Halk yalnızca yönetenleri mi değiştirecek, yoksa kendi yaşamı üzerinde gerçek söz ve karar sahibi olmanın yollarını da mı açacak?
Bunun yanıtını seçim sonuçlarından çok, sonrasında kurulacak örgütlenmeler ve insanların yaşamında yaratılacak somut değişiklikler belirleyecek.
Türkiye için çıkarılacak dersler
Sırbistan örneği Türkiye açısından üç temel ders içeriyor.
Birincisi, toplumsal öfke örgütlü güce dönüşmelidir. Ortak talepler etrafında birleşmek, farklı kesimler arasında dayanışma kurmak ve mücadeleyi süreklileştirmek gerekir.
İkincisi, halk siyasetin seyircisi olmaktan çıkmalıdır. Mahallelerde, işyerlerinde, okullarda ve yerel yönetimlerde insanların karar süreçlerine katılabileceği mekanizmalar oluşturulmalıdır. Seçilmiş temsilciler halka karşı sorumlu olmalı ve hesap verebilmelidir.
Üçüncüsü, siyasal değişim emekçilerin yaşamına yansımalıdır. Ücretler, emeklilik, barınma, eğitim, sağlık ve çalışma koşullarında iyileşme sağlanmıyorsa yalnızca yöneticilerin değişmesi yeterli değildir.
Dijital iletişim insanları buluşturabilir, bilgiyi yayabilir ve örgütlenmeyi kolaylaştırabilir. Ancak sosyal medyadaki görünürlük, gerçek yaşamda kurulan dayanışmanın ve örgütlü mücadelenin yerini tutamaz.
Türkiye’de demokratikleşmenin yolu, halkı seçimden seçime hatırlanan bir kitle olmaktan çıkarmaktan geçiyor. Emekçilerin, öğrencilerin, kadınların ve gençlerin ortak talepler etrafında örgütlenmesi, bu mücadelenin temel koşullarından biridir.
Halkın iradesi sandığa sığmaz
Dijital çağda bilgiye erişmek önemli; asıl güç, bilgiyi ortak iradeye ve örgütlü mücadeleye dönüştürebilmektir.
Sırbistan deneyiminin gerçek başarısı, yalnızca kimin iktidara geldiğiyle değil, halkın kendi geleceğini belirleme gücünü ne kadar büyüttüğüyle ölçülecek.
Çünkü halkın gücü, yalnızca iktidarı değiştirebildiğinde değil, iktidarın halktan kopmasını engelleyebildiğinde gerçek güce dönüşür.
Halkın iradesi sandığa sığmaz; örgütlendiğinde hayatın bütün alanlarına yayılır.
ahmet.a02@gmail.com