1 Eylül Dünya Barış Günü, Türkiye’de yaşayan en geniş kesimleri buluşturabilecek çoğulcu ve kapsayıcı bir anlayışla ele alınmalıdır. Bu gün yalnızca savaşların ve acıların anıldığı bir tarih değil, barışın toplumsallaştırıldığı ve birlikte yaşama kültürünün güçlendirildiği ortak bir buluşma olmalıdır.
1 Eylül 1939, Nazi Almanyası’nın Polonya’yı işgaliyle başlayan II. Dünya Savaşı’nın simgesel tarihi olarak savaş karşıtlığı ve barış mücadelesiyle özdeşleşmiştir. Türkiye’de de uzun yıllardır Dünya Barış Günü olarak anılmaktadır.
Türkiye, farklı halkların, inançların, kültürlerin ve düşüncelerin bir arada yaşadığı bir ülkedir. Yaşar Kemal’in “bin bir çiçekli bahçe” imgesi, bu çoğulluğu anlatan güçlü bir metafordur. Türklerin, Kürtlerin ve bu coğrafyada yaşayan bütün halkların kendi dilleri, kültürleri ve kimlikleriyle eşit yurttaşlar olarak yaşayabilmesi gerçek barışın temelidir.
Barış, farklılıkları ortadan kaldırmak değil; farklılıklarla eşit, özgür ve onurlu bir biçimde birlikte yaşayabilmektir. Eşit yurttaşlık, demokrasi, adalet ve özgürlük kalıcı barışın temel koşullarıdır. Bu nedenle Kürt sorununun demokratik ve barışçıl çözümü, Türkiye’de birlikte yaşamın güçlendirilmesi açısından önem taşımaktadır.
1 Eylül aynı zamanda dünyanın bütün savaş mağdurlarının sesi olma günüdür. Başta Filistin halkı olmak üzere savaşın, işgalin ve şiddetin ağır bedelini ödeyen insanların acılarına duyarsız kalamayız. Barış talebi seçici olamaz; dünyanın herhangi bir yerindeki savaş, insanlığın ortak vicdanını ilgilendirir.
Kemal Burkay’ın “mevsim Akdeniz olur” dizesi, barışa duyulan derin özlemi anlatır. Akdeniz, farklılıkların birbirini yok etmeden yan yana yaşayabildiği, insanların kendini güvende ve özgür hissettiği bir barış ikliminin simgesidir.
Bu nedenle 1 Eylül; siyasi görüşleri, kimlikleri ve toplumsal aidiyetleri farklı insanların buluşabileceği geniş bir barış zemini yaratmalıdır. Sendikalar, meslek örgütleri, demokratik kitle örgütleri, siyasi partiler, kadın ve gençlik örgütleri, kültür ve sanat çevreleri bu ortak zeminde buluşabilmelidir.
Toplumun ortak barış talebi, siyasetin daha ivedi ve kalıcı kararlar almasını sağlayacak güçlü bir demokratik iradeye dönüşmelidir. Çünkü barış, toplumun acil ve ertelenemez ihtiyacıdır.
Yaşar Kemal’in bin bir çiçekli bahçesinde farklılıklarımızla yan yana durabildiğimizde, barışa duyduğumuz özlem gerçeğe dönüşür; mevsim Akdeniz olur.
1 Eylül’de yan yana gelelim; barışı toplumsallaştıralım, birlikte yaşama kültürünü büyütelim ve kalıcı barış için siyasetin somut adımlar atmasını sağlayacak güçlü bir toplumsal irade oluşturalım.
ahmet.a02@gmail.com

























