Ramazan gelince sanki biri kainatın o hız ayarıyla oynuyor, Azıcık yavaşla, nereye yetişiyorsun? Sakin ol hele diyor insana.
Benim de aklıma bir şey geldi. Geçen sene bizim mahalledeki fırının önündeyim, ayaklarım geri geri gidiyor yorgunluktan, kafamda bin tane tilki. Yanımda hiç tanımadığım bir amca, elinde o meşhur Bim poşetinden var. Döndü bana dedi ki: Oğlum, şu pidenin köşesini koparıp eve gidene kadar yememek için peygamber sabrı lazım. Güldük beraber. O an o amca yabancı değil de sanki kırk yıllık komşum gibi geldi bana. İşte o pürüz dediğimiz hayatın sert köşeleri, o pide kuyruğunda törpüleniyor sanki.
Bazen mantığım almıyor; bütün gün aç kalıyorsun, susuzluktan dilin damağına yapışıyor ama akşam o sofraya oturduğunda, o ilk hurmayı ağzına attığında gelen o ferahlık... Hani derler ya mantık biter, gönül başlar diye, tam o hesap. Yani orucun bir gönül işi olduğunu hemen anlıyorsun. Normalde trafikte korna çalan adam, iftara beş dakika kala kırmızı ışıkta yanındakiyle göz göze gelince “Buyur usta, sen geç” diye el sallıyor. Gerçi bazen de tam tersi oluyor, kan şekeri düşen biraz barut gibi geziyor ama “o da işin tuzu biberi” diyelim, nazar boncuğu olsun.
O sahurun sessizliği peki? Hani bazen ocağın altını açık unutur gibi olursun da bir tıkırtıya uyanırsın ya, hah işte sahur öyle bir uyanış hali. Televizyonda kısık sesli bir ilahi, mutfakta çatal kaşık sesleri... Sanki dünya durmuş da sadece bizim mutfağın ışığı yanıyormuş gibi bir his. Oysa biliyorsun ki karşı binada Nimet Teyze de ayakta, öbür sokaktaki elektrikçi Seyfettin de Cami’ye bitişik evdeki Abuzer emmi de.
Ramazan aslında biraz da kendimizle barışma ayı gibi geliyor bana. Hatalarımızı, o koca yıl biriktirdiğimiz egoları, ben bilirimleri o iftar topuyla beraber gömüyoruz bir yerlere. Paylaşmak diyoruz ya, aslında sadece ekmeği değil, o anki o ortak kaderi paylaşıyoruz.
Neyse, çok da kafa ütülemeyeyim ama gerçekten de insanın o yorgun gönül sofrası dediğiniz yer var ya, orası bir tek bu ayda tam doluyor sanki. Eksik parçalar tık tık oturuyor yerine.
Hepimizin gönlüne göre, o eski neşeli sofralar tadında geçsin bu ay.
Hani hep paylaşmaktan söz ediyoruz ya; mevzu sadece sofraya bir tabak fazla koymak değil. O masada oturan herkesle aynı heyecanı, aynı bekleyişi, yani o ortak kaderi bölüşüyoruz. İnsan olduğumuzu, birbirimize muhtaç olduğumuzu hatırlayınca içimizdeki o kavga da bitiyor zaten.
ismailerdil02@gmail.com