Oturduğu yerden odaya bakmak için etrafa göz gezdirdi. Her şey yerli yerindeydi. Kolundaki serumun bağlı olduğu duvara asılı çengel, nefes almak için takmak zorunda olduğu buhar makinesinin karmaşık yapısı, boğazına düğüm vuran yaranın kendisinde uyandırdığı çaresizlik...
Başını sessizce göğe doğru kaldırdı. Dudaklarını kıpırdatacak takati ve gücü kendinde bulamadı. Gözleriyle başladı kendini yaratan, kendine dert veren ve verdiği derdin dermanını isteyen Rabbine yalvarmaya. Yalvardıkça gözlerinden yağmur misali gözyaşları dökülmeye başladı. İçinden nasıl geldiyse öyle anlattı derdini. Biliyordu ve inanıyordu derdinin dermanının kimde olduğunu.
Bu yaşanan ana şahitlik eden ablası ne yapacağını bilemedi. Sessizce olanı izleyip anlamaya çalıştı. Yerinden doğruldu. İki adım atıp kardeşinin başucunda duruverdi. Eliyle hafifçe omzuna dokundu “Zeynep” diyerek. “Zeynep, iyi misin?” diyebildi.
Zeynep; gözlerinden akan yaşları gizlemeden, yüzünde oluşan garip tebessümle ablasına “iyiyim” dercesine başını salladı. Buhar maskesini çıkartıp ablasına döndü. Buhar makinesi yoldaşı olmuştu. Onsuz nefes alamıyordu.
Zeynep:
-Abla kaç gündür hastanedeyiz?
Ablası:
-40 gündür.
Zeynep:
-Tedavim ne zaman bitecek artık, biliyor musun?
Ablası:
-Az kaldı inşallah Zeynep’im.
Zeynep:
-Köyü özledim, evi özledim, kardeşlerimi özledim, annemi, babamı özledim.
Ablası:
-Onlar da seni çok özledi.
Zeynep:
-Abla ben okumak istiyorum. Meslek sahibi olmak istiyorum. Aileme daha güzel bir hayat yaşatmak istiyorum, biliyor musun? Zeynep’in anlamı babasının süsü demekmiş. Biliyor musun, ben sadece babamın değil bütün ailemin süsüyüm. Buradan çıktığımda göreceksin, hepinize kanıtlayacağım bunu.
Ablası:
-Sen hepimizin süsüsün, biliyoruz zaten, sen bizim kıymetlimizsin.
Zeynep:
-Bugüne kadar hayatı çok karmaşık görüyordum. Çözülmez bir denklemdi hayat benim için sanki. Çözemediğim ve cevabı olmayan sorular gibiydi. Şimdi düşünüyorum da halbuki hayat çok basitmiş. Her şey basit. Nasıl biliyor musun? Sağlıklı bir beden ve mutlu bir aile... Hayat bundan ibaretmiş.
Buhar makinesini yine taktı. Sessizliğe ve karanlığa giden bir gemi misali, gözleri kapalı ama bilinci açıktı. Görünmeyene yol alıyormuş gibiydi bedeni. Yüzünde oluşan tebessüm, bütün acılarını unuturcasınaydı.
Ablası ne yapacağını bilemeden donup kaldı.
Sessizliği bozan şey doktor ve hemşirelerin koşuşturması olmuştu. Telaşlı ve gözlerinden akan boncuk boncuk yaşlar her şeyi anlatıyordu. Odada olan herkes “Bırakma bizi Zeynep!” diyordu. “Bırakma bizi Zeynep!” sesleri göğü yararcasına arşa yükseliyordu. Zeynep’in yüzündeki tebessüm en sevgiliye, yaradana misafir olduğunu gösteriyordu. Tarifi olmayan bir andı yaşanan. Yeryüzünü ve gökyüzünü titreten sessiz bir çığlıktı yaşanan an. Tarifi olmayan bir acıydı oradakileri kasıp kavuran. Gözlerden akan yaşlar yağmur misaliydi.
Bir Zeynep geçti uçsuz bucaksız var olan evlerden birinde. Şen şakrak ve hayat dolu bir Zeynep geçti, sevdiklerini erken bırakıp giden. Bir Zeynep geçti ardına bakmaksızın.
ozdemirabd02@gmail.com
























