Ağacın, yeşilin ve doğanın bütün ihtişamı ile ahenk oluşturduğu mevsimlere âşıktık.
Bahar geldi mi yaşadığımız topraklara, yeniden dünyaya gelmişiz gibi sevinç çığlıkları atar, bayram havasında geçerdi günlerimiz. Baharla gönüllerimizde çiçekler açar. Çünkü bayramdı bizim için ve sadece bizim için değil bizden önce yaşayanlar içinde öyleydi, bizden sonra da öyle olacak.
Bahar denince birbirinden güzel, rengârenk tablolar ve kuzuların sesi aklımıza gelirdi. Yüreğimizde duygular tutuşuyorsa bunun adı ilkbahar olmalıydı.
Mantar topladığımız dağlarımızın yüksekliği ve ihtişamı, başının sürekli duman olması ve aynı zamanda pancar dediğimiz bin bir çeşit yeşillik aklımıza gelirdi. En önemlisi evde tıkanıp kaldığımız günlerin sona erdiği, doğanın yeniden canlanması, yeşilin ihtişamı aklımıza gelirdi.
Yüzyıllardır buralarda yaşıyorduk. Yaşadığımız yer gizemli, görkemli ve herkesin gıpta ile baktığı kutsanmış topraklardı. Sadece bizde değil herkeste aynı duyguları uyandırırdı. Bizim için ise, bulunmaz bir nimet ve harikalar diyarıydı
Tarihin bütün izlerini taşıyan evlerimiz ve bu izleri hayatına uyarlayan yaşamımız vardı. Yüzümüzdeki kırışıklıklar yaşadığımız coğrafyayı andırırdı. Biz her şeyimiz ile yaşadığımız coğrafyaydık. Yaşadığımız yer ise biz değildik.
Bütün güzelliklere ev sahipliği yapan cömertliğimiz dillere destandı.
Komşularımızla, akrabalık bağımızın olmadığı ve farklı milletten, farklı dinden olmamıza karşın akrabalıktan öte olduğumuz günlerdi. Ne kadar az kişi bunu yapabilse de biz komşularımızı Allah için severdik. Biz ayrı evlerde yaşayan aynı ailenin bireyleri gibiydik. Yediğimiz ve içtiğimiz birdi. Her şey samimi ve içtendi.
Zaman çok çabuk geçti bizler için. Hiçbir bahar sonsuza denk sürmüyor. Çok geçmeden bütün olumlu hava tersine döndü. Büyüklerimiz aramızdan teker teker ayrıldılar, yaprak dökümü misali… İstemesek de her şey gelip bizde duracaktı bir gün. Bunun farkındaydık ama hazırlıksız yakalandık. Her şeye hazırlıksız yakalandık.
Yaşadığımız her şeye yabancıymışız gibi bir sabaha uyandık. Her şey yabancıymış gibi gözlerimizi açtık. . Yüzümüzde eksik olmayan tebessümümüz solgun bir iz bırakarak kayboldu birden. Çevremizdekiler yabancıydı artık bizim için.
Kimseyi tanıyamıyorduk.. Kendimize bile yabancı olduk. Çünkü bizi biz yapan değerlere ne kadar sırtımızı döndüysek o kadar karanlıkta kaldık. Güneşe yüzümüzü dönsek de yüzümüz karanlıkta kaldı. Çünkü döndüğümüz güneş, ne içimizi ısıtıyordu ne de çevremizi aydınlatıyordu.
Özgürlüğün ve sevdamızın izi olan tatlı ve hayat dolu rüzgârlara ve baharlara sırtımızı dönüp yalancı baharlara aldandık. Aldanmamız yetmiyormuş gibi onun karanlık olan ışığını kendimize rehber edindik.
Daha güzel olması için çabalarken her şeyi kaybettik. Yaşadığımız güzel günleri, samimi dostlukları, çıkarsız komşulukları ve kendi kültür ve geleneklerimizi kaybettik. Olgunlaşmak için incinmek, tecrübe kazanmak için ise kaybetmek gerekir ve biz zamansız kaybettik.
Kendi evimizde kiracı konumuna düştük. Gölgeliklerinde dinlendiğimiz asırlık ağaçlara yabancı gözü ile bakmaya başladık. Büyüdüğümüz, yaşadığımız topraklarda misafir olmuştuk. Ne ara bu hale geldik biz bile anlamadık.
Sevginin, merhametin yerini alışık olmadığımız dünya görüşleri almıştı.
Kaybettiğimiz güzelliklere bakmadan yeni olanın ve yeniliğin peşinden koştuk.
Geçmişimize sünger çekmemizin bize çok pahalıya mal olacağını bilemedik. Aldandık.
ozdemirabd02@gmail.com
























