Gönüllülere Taht Kuran Bir Nûr: Seyda Hoca

İsmail Erdil

22-10-2026 10:12

 


İlkokuldayız. Dönem bitti, yaz tatiline girdik. Tabii üç ay boyunca boş boş gezmek olmazdı; ailem tarafından yaz Kur'an kursuna gönderildim. Bahçelievler'in o birbirine girmiş, lüks deseniz değil, toz toprak içinde ama bambaşka bir havası olan ve hâlâ özlem duyduğum dar sokaklarından birinde bulunan Cami Ğatune'nin yolunu tuttum.

Seyda Hoca'yı ilk orada gördüm, tanıdım ve sevdim. Namaz vakitleri haricinde cami Kur'an kursu olarak kullanılıyor; bahçede de birkaç göz odadan oluşan tek katlı bir evde hafızlık okuyan öğrenciler yatılı ilim tahsil ediyorlar (ben 8-9 yaşlarındayım). Biz mahalle çocukları da sabahtan öğleye kadar camide Elifba okuyoruz henüz. Seyda Hoca gelir, kulak mememizden tutar sorardı: Rabb'im kim?, Kimin ümmetisin?, Sabah namazı kaç rekat? vs... Eli kulağımdayken bir elektrik alırdım kendisinden; çok hoşuma giderdi soruları da kulağımı tutması da.

Dışarıdan bakarsanız Küçük bir cami dersiniz, geçip gidersiniz ama adımınızı avluya atar atmaz sanki başka bir dünyaymışsınız gibi bir havaya bürünürsünüz bu sefer. Sanki dünya bahçenin dışında kalıyor, sen başka bir yere gelmişsin gibi oluyordu. Seyda Hoca Muhittin El-Cezeri hep oralardaydı. Aslında Hoca demek az gelir ona; hani derler ya yaşayan Kur'an diye, gerçekten de öyle bir zat. Hani bazı insanlar vardır ya yüzüne bakınca bile sana huzur verir, işte tam olarak öyle biri. Kur'an'ı sadece anlatmıyor, yaşıyor adam. Öyle süslü laflar da etmez, harbi ve dobradır. Cami avlusunda çocukların (talebelerin) arasındaydı hep. Hayırseverlerin yardımlarıyla, mahallenin ve sevenlerinin emeğiyle cami bahçesine Kur'an kursları yapıldı (kız-erkek). Çocuklar Elifba'yı ondan öğrendi ama onun derdi sadece ezber yaptırmak değildi; o çocukların gözündeki parıltıyı görmek isterdi hep.‎
Bir alışkanlığı var, bu alışkanlığı benim yaşamımda da ciddi bir iz bıraktı. Seyda Hoca genellikle bir gözünü hep hafifçe kısar, öyle bakar insana. Biz de şaşırırdık yani, Niye böyle yapıyor bu adam? diye. Bir gün biri dayanamayıp sormuş, demiş ki: Söyle Hocam, neden hep böyle bakıyorsun? O da öyle bir cevap vermiş ki: Olur ya demiş, İnsanlık hali... Hani gözüm yanlışlıkla harama kayarsa, yarın hesap günü iki gözün değil de tek gözün hesabını vereyim diye. (Vay dediğinizi duyar gibiyim.) Düşünebiliyor musunuz adamdaki ince hesaba bakın. Bir de bizim nelerle uğraştığımıza... O neyin derdinde, biz neyin. 

Sonra o deprem geldi işte. O 400 yılda bir gelen felaket... Adıyaman bitti zaten. Seyda Hoca'nın evi de yıkıldı, eşini kaybetti. O enkazda cancağızı gitmiş, ciğeri yanmış ama görseniz o haliyle bile milletin yardımına koştu, kendi acısını unuttu sanki. Enkazların başındaki insanlara Sabredin, Rabb'im en iyisini bilir diyordu. Kendi evi yıkılmışken başkasının elinden tutmaya çalışıyordu. Teslimiyet böyle bir şey işte...

Bazen o caminin bulunduğu sokaktan geçerken bir tuhaf oluyorum; o eski hali canlanıveriyor gözümde. Seyda Hoca gibi özü sözü bir olan kaç kişi kaldı ki bu dünyada? Biz dünya telaşında parayla pulla kafayı bozmuşuz. Adam bir gözünü kısarak bize ne anlatmak istedi, biz ne anladık... Sanki biz özümüzden fazlasıyla uzaklaştık gibime geliyor. Seyda Hoca'nınki gibi bir hayatı yaşamak, öyle ince düşünmek zor geliyor bize. Dünya işte, herkes bir iz bırakıp gidiyor ama Seyda Hoca'nın bıraktığı o iz, o başka bir şey.‎
Bütün bunları size niye anlattım biliyor musunuz? Belki de sadece Seyda gibi bir Zat'ın bu dünyadan sessizce geçip gittiğine tanıklık etmenizi istediğim içindir. Bilin istedim: Öyle bir adam geçiyor ki bu dünyadan, haberiniz olsun.

ismailerdil02@gmail.com

DİĞER YAZILARI Bize Yetti Artık Bu Utanç (Gazze) 01-01-1970 03:00 Daha Kaç Can Gidecek (Motosikletler) 01-01-1970 03:00 Ne Serbest Piyasaymış 01-01-1970 03:00 Önce Adıyamanlıları İçeri Alın 01-01-1970 03:00 Yövmiye Peşinde Bir Ömür 01-01-1970 03:00 Eski Adıyaman’ı Geri İstiyoruz 01-01-1970 03:00 Nefes Alamayan Şehir Adıyaman 01-01-1970 03:00 Hepimiz Enkazın Altında Kaldık 01-01-1970 03:00 İsmail’imizden Vazgeçebilecek Miyiz 01-01-1970 03:00 Sayın Valim Hoş Geldiniz ‎(Sayın Abdullah Küçük'e) 01-01-1970 03:00 Rakamların Gölgesinde Bayrama 01-01-1970 03:00 Ahlak Enflasyonu Tavan Yaptı 01-01-1970 03:00 Gazze İçin Susarsam Dilsiz Şeytanım 01-01-1970 03:00 Berzah’a Giderken 01-01-1970 03:00 Bu Tesettür Ne Tesettürü 28 Şubat’tan Vitrine 01-01-1970 03:00 Erzak Tamam Da Ya Gerisi 01-01-1970 03:00 İran'dan Sonra Sıra Bizdeymiş 01-01-1970 03:00 Ramazan Geldi Ramazan 01-01-1970 03:00 Erdoğan’ın Temiz Kağıdı 01-01-1970 03:00 14 Şubat Bir Varmış Bir Yokmuş 01-01-1970 03:00 En Soğuk Şubat 01-01-1970 03:00 Camide Kardeşlik Sofrası 01-01-1970 03:00 Vicdanınızın Fiyatı Ne Kadar 01-01-1970 03:00 Üç Aylarla Başbaşa 01-01-1970 03:00 Kovboyculuk Oynamaya Devam 01-01-1970 03:00 Yılbaşı Bizim Kültürümüz Değil 01-01-1970 03:00 Taziye Yemekleri Kabak Tadı Vermeye Başladı 01-01-1970 03:00 Bu Ne Biçim Terazi Trump 01-01-1970 03:00 Murat Süzen Çağrısı 01-01-1970 03:00 Sumud ve Dr. Hüseyin Durmaz'ın Yolu 01-01-1970 03:00