Uzun süren sessizliğin ardından köyde rüzgâr tersine dönmeye başlamıştı. Karşı köyün ikiye bölünmesi, bizim köyün dengelerini de altüst etmiş, kahvelerde eski hesaplar yeniden açılmıştı.
Bir zamanların güçlü ismi Küçük Enişte gün geçtikçe kan kaybediyor, etrafındaki kalabalık dağılıyordu. Buna karşılık yılların tecrübesini arkasına alan Eski Muhtar yeniden konuşulmaya başlanmış, adı daha büyük makamlar için bile anılır olmuştu.
Öte yandan Sebze Tüccarı, çarşı pazar dolaşıp el sıkıyor, hâl hatır soruyor, kaybettiği güveni yeniden kazanmaya çalışıyordu. Ancak köylünün hafızası güçlüydü. Herkesin dilinde aynı soru vardı:
“Düne kadar neredeydin?”
Köyde yıldızı parlayan bir başka isim de Yakışıklı olmuştu. Çevresindeki kalabalık büyüdükçe Küçük Enişte'nin huzuru kaçıyordu. İnsanların gönlünü kazanmak için, “Bir emrin var mı, emrin başım üstüne!” demeye başlamıştı. Fakat köylü artık sözden çok icraata bakıyordu.
Üstelik gençler de meydana inmeye hazırlanıyordu. “Biz de varız bu meydanda!” diyen gençlerin arasına, uzak mahalleden arkasına büyük bir aşireti alan bir isim de katılmıştı. Böylece köydeki hesaplar iyice karışmıştı.
Çember daraldıkça Küçük Enişte'nin öfkesi artıyordu. Herkese selam veriyor, sokak sokak dolaşıyor ama eskisi gibi karşılık bulamıyordu. Sonunda dayanamayarak meydan okudu:
“Beni fazla zorlamayın! Gider başka köyden aday olur, yine kazanırım!”
Kahveden bir kahkaha yükseldi. Arka masadan biri seslendi:
“İnsan kendi köyünde kaybetmekten korkarken başka köyde nasıl kazanacak? Önce burada bir hesap versin!”
Kahve bir anda kahkahaya boğuldu.
Tam o sırada köyün yaşlılarından biri bastonunu yere vurdu:
“Evlatlar, bu köy çok seçim gördü. Kimi geldi dağları devireceğini söyledi, kimi koltuğa oturunca kendini köyün sahibi sandı. Ama burası kimsenin babasının çiftliği değil. Köylünün gönlüne giremeyen, istediği kadar bağırıp çağırsın; sonunda kendi sesini yine kendisi duyar.”
Bu sözler herkesi düşündürdü. Çünkü köylü artık seçim zamanı verilen sözlerden, seçim bittikten sonra unutulmaktan bıkmıştı.
Kahvenin ortasından bir ses yükseldi:
“Bize laf cambazı değil, iş yapan adam lazım! Seçimden seçime ortaya çıkan değil, her gün yanımızda duran insan lazım!”
Bir başkası da ekledi:
“İsimler değişsin, yüzler değişsin ama anlayış da değişsin. Yoksa bugün Küçük Enişte gider, yarın başkası gelir; köylünün derdi yine aynı kalır!”
İşte meselenin özü buydu. Artık yarış yalnızca Küçük Enişte, Sebze Tüccarı, Yakışıklı ve Eski Muhtar arasında değildi. Gençlerin de katıldığı bu mücadelede asıl soru, köyün yıllardır süren eski anlayıştan kurtulup kurtulamayacağıydı.
Elbette son sözü kahvede yapılan hesaplar değil, sandık başına gidecek köylü söyleyecekti.
Kahvenin kapısı kapanırken içeriden son bir ses yükseldi:
“Haydi bakalım! Meydan geniş, yol uzun… Kim gerçekten hizmet edecekse çıksın ortaya! Bu kez yalnızca muhtar değil, bir anlayış da değişsin!”
Akşamın sessizliği köyün üzerine çökerken herkes aynı şeyi düşünüyordu:
Rüzgâr artık tersine dönmüştü. Bakalım kim ayakta kalacak, kim kendi eserinin altında kalacaktı?
kocatascelil@gmail.com