Her insan, zihninin kıyısına kurulmuş görünmez şehirlerde yaşar. Kimi, yıllardır aynı sokaktan yürür aynı düşüncenin paslı kapısını açıpta aynı hükümlerin gölgesinde dinlenir. Kimi de vardır ki, iç dünyasında esen en küçük rüzgârı bile yeni bir mevsimin habercisi sanır. Oysa farkında olmadığımız bir gerçek vardır, insan çoğu zaman dünyayı olduğu gibi değil, alıştığı biçimiyle görür. Adına paradigma dediğimiz o görünmez gözlükler, hakikatin yüzünü bazen sisli bir sabaha çevirir.
Bir düşünelim mi kendimizi? Nice önyargıyı, nice korkuyu, nice ben zaten böyleyim cümlesini ruhumuzun duvarına çivi gibi çakmadık mı? Ve sonra yıllarca o duvarın önünde bekleyip, özgürlüğü aramadık mı? Oysa insanın kendi düşünce kalıplarına mahkûm olması, sessiz bir esaretin en ağır biçimidir. Çünkü bazen bizi hayattan geri bırakan şey; şartlar değil, şartlara dair ezberlediğimiz yorumlardır.
Paradigmalar… Ruhumuzun üstüne yağan görünmez yağmurlar gibidir. Kimi bereket taşır, toprağımızı yeşertir kimi ise içimizde filizlenmek isteyen ihtimalleri çürütür. Sürekli başarısız olacağını düşünen biri, henüz başlamadan yenilgiyi çağırır. Sürekli kırılacağını düşünen biri, sevgiyi bile korkuyla karşılar. Ve en acısı; insan zamanla kendi hapishanesinin gardiyanına dönüşür.
Ne gariptir ki, zihnimiz bazen yıllar önce söylenmiş bir cümlenin yankısında yaşar. Bir öğretmenin küçümseyen bakışı, bir dostun umudu kıran sözü, geçmişin küllenmiş bir acısı… Sonra insan büyür ama o cümleler büyümez, olduğu yerde bekler. Fakat biz, onları gerçek sanmaya devam ederiz. Böylelikle paradigma hakikat ile vehim arasına ince bir perde gibi iner.
Unutmayın gökyüzü her yağmurdan sonra aynı gökyüzü değildir. Toprak değişir, ağaç değişir, hava değişir. İnsan niçin değişmesin? Değişmek, kendini inkâr etmek değil, kendini yeniden keşfetmektir çoğu zaman. Çünkü bazı fikirler, ömrümüzü aydınlatan bir pencereyken; bazıları da ruhumuza çekilmiş ağır perdelerden ibarettir.
Belki de bugün, zihnimizin içinde dolaşan eski cümleleri susturma günüdür. Yapamam yerine neden olmasın? Demeyi öğrenme günü… İnsan kendine yönelttiği dili değiştirdiğinde, kaderinin yankısı bile değişmeye başlar. Çünkü hayat çoğu zaman bize ne verdiğiyle değil, bizim ona hangi gözle baktığımızla şekillenir.
Bir filozof şöyle der: İnsan, düşündüğü şeyin sınırlarında yaşar. Ne kadar derin bir hakikat değil mi? Kafes bazen demirden değil, düşünceden yapılır. Ve zihnin paslı kilitlerini açamadığımız sürece, önümüzde duran açık kapıları bile duvar sanırız.
Öyleyse bırakın biraz paradigma yağmuru yağsın ruhunuza. Varsın eski düşünceleriniz ıslansın, ağırlaşsın ve toprağa karışsın. Çünkü bazen insanın yeniden filizlenebilmesi için, yıllardır taşıdığı yanlış anlamların çamura dönüşmesi gerekir. Unutmayın; hayat aynı kalmak isteyenleri değil, içindeki mevsime cesaret edebilenleri büyütür. Ve insan, kendi zihninde açtığı pencere kadar gökyüzüne kavuşur.
