Adıyaman Haber
HV
03 AĞUSTOS Pazartesi 23:07

İktifâ Medeniyeti

Fatma Tunç
Fatma Tunç
Giriş Tarihi : 03-08-2026 21:13

 

İnsan, çağlar boyunca sahip olduklarıyla değil; sahip olmak istediklerinin peşinden sürüklenmiştir. Her yeni arzu, bir öncekini gölgede bırakmış; her ulaşılan menzil, daha uzak bir menzilin özlemini doğurmuştur. Böylece ömür, çoğu zaman eksik olduğunu zanneden bir kalbin tamamlanma arayışına dönüşmüştür. Oysa insanın gerçek yoksulluğu, elindekinin azlığı değil; gönlünün hiçbir zaman yeter diyemeyişidir. Bu noktada unutulmaya yüz tutmuş kadim bir kelime karşımıza çıkar iktifâ... Yani, elindekinin kıymetini bilerek onunla yetinebilmeyi öğrenmek; yetinmeyi durmak değil, ruhu israftan kurtaran bir olgunluk hâline dönüştürmek.
Bugün içinde yaşadığımız çağ, insanı sürekli daha fazlasına çağırıyor. Daha çok kazan, daha çok tüket, daha çok görün, daha çok sahip ol... Fakat aynı çağ, insanın içindeki boşluğun neden büyüdüğüne dair tek bir cümle kuramıyor. Çünkü ihtiyaçlar arttıkça huzurun da artacağına inandık; oysa çoğu zaman çoğalan şey huzur değil, tatminsizlik oldu. Kalplerimiz büyümedi, yalnızca beklentilerimiz büyüdü. Ve beklentiler büyüdükçe, şükür sessizce geri çekildi.
İktifâ, hayattan vazgeçmek değildir. İktifâ; hırsın insanı tüketen ateşine karşı kanaatin serinliğini koruyabilmektir. Çünkü insanın gerçek zenginliği, avuçlarına sığdırdıklarıyla değil; kalbine sığdırabildikleriyle ölçülür. Nice insanlar vardır ki servetlerinin içinde yoksuldurlar; nice insanlar da vardır ki bir lokmanın bereketiyle huzuru bulmuşlardır. Demek ki bolluk, sayılarla değil; gönlün kurduğu dengeyle ilgilidir.
Hz. Ali'ye nispet edilen şu hikmetli söz, bu hakikati ne güzel ifade eder: "Kanaat, tükenmeyen bir hazinedir." İnsan, bu cümlenin üzerinde uzun uzun düşünmelidir. Çünkü tükenen şey çoğu zaman rızık değil; kanaattir. Kanaat eksildiğinde, dünyanın bütün nimetleri bile insanı doyurmaya yetmez.
Bir medeniyet düşünün... İnsanların birbirini sahip olduklarıyla değil, sahip olduklarından nasıl istifade ettikleriyle değerlendirdiği bir medeniyet. Gösterişin değil vakarının konuştuğu, israfın değil ölçünün hayat bulduğu, tüketmenin değil üretmenin kıymet gördüğü bir medeniyet... İşte iktifâ medeniyeti, önce şehirlerde değil; insanın kalbinde inşa edilir. Kalbinde kanaati büyütemeyen hiçbir toplum, sokaklarında huzuru çoğaltamaz.
Bugün dünyanın en büyük açlığı ekmek açlığı olmayabilir. Belki de en büyük açlık, doyurulamayan arzuların açlığıdır. Çünkü insan bazen midesini doyurur ama ruhunu aç bırakır. Ruh ise ne alkışla doyar ne de servetle... Ruh, anlamla doyar; şükürle doyar; hikmetle doyar.
Belki de yeniden öğrenmemiz gereken şey, daha fazlasına ulaşmanın yolları değil; elimizde olanın kıymetini fark edebilme ahlâkıdır. Çünkü iktifâ, vazgeçiş değil; taşkın arzuların insanı esir almasına karşı ruhun ilan ettiği sessiz bir hürriyettir. Kendisiyle yetinebilen insan, başkasının hayatına özenmekten kurtulur; kendisine verilen nimeti görebilen insan ise her yeni sabahı eksiklikle değil, emanet bilinciyle karşılar.
Ve unutulmamalıdır ki medeniyetler, göğe yükselen binalarla değil; kanaati yücelten insanlar ile ayakta kalırlar. İnsan, "daha fazlası"nın peşinden koşmayı bıraktığı gün değil; "bana emanet edileni nasıl güzelleştiririm" sorusunu sormaya başladığı gün olgunlaşır. Belki de hakiki zenginlik, dünyanın bize verdiklerinde değil; bizim dünyaya bıraktığımız kanaat, vakar ve hikmet izindedir. İşte o vakit iktifâ, yalnızca bir kelime olmaktan çıkar; insanı tüketimden hakikate taşıyan kıymetli bir medeniyete dönüşür.

tun.fatma2016@gmail.com

YORUMLAR
Marka Flower Çiçekçi