https://www.adiyamandahaber.com/files/uploads/user/aa5b1bd57d0f81c1d0f0db812b75302e-c0cb7215a3d0747fc819.png
Celil Kocataş

Kazananı Olmayan Bir Sınav

30-03-2026 10:36 323 kez okundu.

 

Dünyanın farklı köşelerinde, bambaşka niyetlerle uzayıp giden üç ayrı sıra… Görünürde her biri farklı bir telaşın peşinde ama aslında hepsi tek bir hikâyeyi anlatıyor bize: Modern zamanların o yorgun insanlık hâlini.
Bir tarafta İran… Söylentiler muhtelif; kimine göre abartı, kimine göre acı bir gerçek: İnsanlar ellerindeki üç beş parça altını devlete teslim etmek için kuyrukta. Kriz kapıya dayandığında bireysel birikimin yerini kolektif bir kaygıya, belki de çaresiz bir aidiyete bıraktığı o an. Söylenti bile olsa, bir toplumun refleksinin nasıl bir gecede değişebileceğinin en somut, en hüzünlü fotoğrafı bu.
Öte yanda Gazze… Orada sıralar bir yatırım aracına ya da dövize açılmıyor; doğrudan "hayata" açılıyor. Bir parça ekmek, bir lokma umut, bir yudum su için bekleyen anneler, çocuklar… Ayaklarının altındaki çamur mu yoksa kuru toprak mı, bunun hiçbir önemi yok. Çünkü orada mesele kâr-zarar hesabı değil, sadece nefes alabilmek. Açlığın hüküm sürdüğü yerde ekonomi kitapları susar, sadece insanlık konuşur. Ya da konuşması gerekir…
Ve dönüp kendimize bakıyoruz; Türkiye… Kuyumcuların önünde altın fiyatlarındaki en ufak bir oynamayı kollayan o meşhur kuyruklar… Dışarıdan bakınca "yatırım telaşı" gibi görünen bu tablonun altında, aslında derin bir "genel hayat pahalılığı" sancısı yatıyor. Vatandaşın derdi sadece altın biriktirmek değil; derdi, her gün biraz daha eriyen maaşını, market rafında her hafta değişen etiketlere karşı koruyabilmek.
Bugün Türkiye’de asıl "sıra", artık sadece kuyumcuda değil; semt pazarlarının ucuzluk saatinde, indirimli ürün marketlerinin kapısında ve ay sonunu getirme kaygısının gölgesinde bekliyor. Mutfaktaki yangın, pazardaki ateş ve kiraların bel büken ağırlığı; insanımızı yarını güvence altına almak için amansız bir refleks geliştirmeye zorluyor. Bu bir hırs değil, belirsizlik denizinde boğulmamak için tutunulan bir dal aslında.
Üç ülke, üç ayrı gerçeklik ama tek bir ortak payda: Belirsizlik.
Kimi elindekini feda etmek için sırada, kimi hayatta kalabilmek için, kimi ise sadece yarınını kaybetmemek için… Peki, bu tablodan bir "kazanan" çıkar mı?
Aslında bu bir yarış değil. Çünkü kulvarlar eşit değil, dertler aynı değil. Biri açlıkla, biri varoluş kriziyle, biri de her sabah mutfağına düşen zamlarla mücadele ediyor. Böyle bir manzarada "kazanmak" kelimesi bile anlamını yitirip büzüşüyor.
Belki de sormamız gereken asıl soru şu: Bu karmaşanın içinde kim "insan" kalmayı başaracak?
Günün sonunda altın da, ekmek de, ekonomik veriler de bir noktaya kadar… Ama vicdan, işte o her şeyin üstünde. Asıl kazanan; ne kasasını en çok dolduran olacak, ne de en uzun sırada sabırla bekleyen.
Asıl kazanan; bu büyük gürültünün, geçim derdinin o sağır edici telâşının içinde, başkasının acısını hissetmeyi ve kendi vicdanını kaybetmeyen olacak

kocatascelil@gmail.com

Neler Söylendi?

DİĞER YAZILARI Köy Yine Karışık; Herkes Bir Üstünlük Kurma Yarışında Sofradaki Truva Atı: Beyaz Ekmek ve Genetiği Değiştirilmiş Geleceğimiz Şimdi ne olacak, haydeee… Sandıktaki İrade, Tezgâhtaki Siyaset: Satılık Halk mı Var? Celladın Alkışçıları: Cambaz Bitti, Sıra Bizde Bir Günlük Bayram, 364 Günlük Sessizlik Ben Neyi Savunuyorum? O Ney La! Büyüklerin Fırtınası, Küçüklerin Tsunamisi Yeni İsimler Er Meydanında Sokağın Sahibi Kim: Korkunun Gölgesinde Yaşamak "Yol Benim" Yanılgısı ve Trafikte Can Pazarı “Geçim Değil, Direnme Mücadelesi: Ay Sonunu Değil, Yarını Düşünemiyoruz” Nükleer Terazi Neden Hep Aynı Tarafa Eğiliyor? Beton Duvarlar Arasında Nefes Almak Suç mu? Bir Neslin Bitmeyen Hesabı: 1960–70 Kuşağı Köyde Kazan Kaynıyor Kürsü Sizin, Sokak Bizim! Sıradaki Kim? Kutuplaşmanın Dili Ortadoğu’da Bir Cümlenin Bedeli Mutluluk Bir İlçe Adı Değilse Eğer... Körler Sağırlar Birbirini Ağırlar Ramazan Gelince Hatırlanan Vicdan Bir “Şok” Diğerini Sökerken Köyde Büyük Telaş: Seçim Yaklaşıyor Tesadüf Değil, Operasyon! Küçük Enişte Bayramda, Köy Seçimde 6 Şubat: Bu Ülkenin Aynaya Bakmak İstemediği Gün Makamda Oturanlar ve Sahada Olanlar Adlî Emanet mi, Organize Yağma Düzeni mi? Bir Şehir Dolusu Mağduriyet Yarım Kalan Beton, Tamamlanmayan Sorumluluk 37 Proje, Bir Şehir Dolusu Mağduriyet Bu Ülke Depremden Çok Deprem Şarlatanlarından Çekiyor Adıyaman’da Siyasetin Çamura Saplandığı Yer Yeter Artık, Bi Kalkın 10 Ocak'ta Hatırlananlar Taziye Sofrası: Gelenek mi, Yük mü? Bir Sabah Yürüyüşünden Toplumsal Vicdan Muhasebesine 28 Bin TL ile Hayat mı, Hayatta Kalma Mücadelesi mi? Bir Felaketin Uzayan Gölgesi: Depremin 1000. Günü Kaysı, Sağlık ve Çimento: Bir Bölgenin Vicdan Sınavı Tekstilde Sessiz Göç: Türkiye’den Mısır’a Akan Yatırımlar Alarm Veriyor Pandemi Sonrası Kalp Krizleri: Bilim Konuşmalı, Kurumlar Susmamalı Köyün Bitmeyen Hikayesi: Küçük Eniştenin Sonsuz Fırıldakları Görünenin Ardındaki Gerçekler Siyaset, Sosyal Medyada Değil Sahada Yapılır! Yıkılan Evler Değil, Umutlarımızdı Vatandaş Soruyor Depremler İntiharları Tetikledi Mi? Düğün Magandaları Yine İş Başında! Bir Silah, Bir Mermi, Bir Can…. Balık Çiftlikleri “Barajları Kirletiyor” Diyenler Haksız Mı? Z Kuşağının Evliliğe Bakışı ve Artan Boşanma Oranları Neden Kurban Kesimi Yurt Dışında Daha Ucuz? “Adı Festival” Festival Demeye Bin Şahit Lazım Bir Zamanlar Turan Ülküsü Vardı Yıkılan Tarihi Yeniden İnşa Etmek 6 Şubat Depremlerinin Malatya’da Görünmeyen Yüzü Deprem Felaketinin Malatya’da Yaşam Üzerine Etkileri
Marka Flower Çiçekçi