https://www.adiyamandahaber.com/files/uploads/user/aa5b1bd57d0f81c1d0f0db812b75302e-c0cb7215a3d0747fc819.png
Celil Kocataş

Ortadoğu’da Bir Cümlenin Bedeli

25-02-2026 09:15 296 kez okundu.

 

ABD’nin İsrail Büyükelçisi’nin “Nil’den Fırat’a uzanan bölge İsrail’in hakkıdır” şeklindeki açıklaması, basit bir söz olarak geçiştirilecek türden değil; aksine bir cümleden çok daha fazlasını, bir bakış açısını ve bir zihniyet dünyasını yansıtan politik bir mesaj niteliği taşıyor. Bu ifade diplomatik bir değerlendirme olmaktan ziyade, bölgede yıllardır süren tartışmaları büyütecek ve gerilim hatlarını yeniden hareketlendirecek bir yaklaşımın işareti olarak okunuyor. Çünkü bu söylem yalnızca Filistin’i ilgilendirmiyor; Ürdün’den Mısır’a, Irak’tan Suriye’ye kadar uzanan geniş bir coğrafyanın egemenliğini tartışmaya açan, haritaların sınırlarını kelimeler üzerinden yeniden çizmeye çalışan bir anlam barındırıyor.
Bir büyükelçinin kullandığı ifadelerin sıradan olmadığı bilinir; diplomasi, tesadüflerin değil hesapların alanıdır ve orada söylenen her söz devlet aklının süzgecinden geçer. Bu nedenle bu tür açıklamalar uluslararası hukuk ve bölgesel dengeler açısından dikkatle değerlendirilmek zorundadır. İşgali savunan ya da ilhakı teşvik eden yaklaşımlar, devletlerin toprak bütünlüğünü esas alan uluslararası hukuk ilkeleriyle açık biçimde çelişir. Hukukun zayıfladığı yerde güç konuşur; güç konuştuğunda ise barış susar.
Bölgede zaten hassas olan dengeler düşünüldüğünde kullanılan dilin önemi daha da artıyor. Ortadoğu yalnızca sınırların değil, hafızaların da coğrafyasıdır; burada söylenen her söz yalnız bugüne değil geçmişe de dokunur, geçmişe dokunan her cümle ise geleceği etkiler. Bu nedenle diplomatik söylem bir retorik meselesi değil, doğrudan güvenlik meselesidir.
Gazze’de sivillerin ve çocukların hayatını kaybettiği bir süreç yaşanırken yapılan bu tür açıklamalar tartışmayı yalnızca siyasi değil, aynı zamanda vicdani bir noktaya taşıyor. Çünkü kelimeler yalnızca politik anlam taşımaz; aynı zamanda acının nasıl görüleceğini, kimin insan kabul edileceğini ve hangi hayatın değerli sayılacağını da belirler. Dil sertleştikçe empati küçülür, empati küçüldükçe çatışma büyür. Bu yüzden barış önce kelimelerde başlar, savaş da öyle.
Bugün gelinen noktada çözümün adresi aslında uzun süredir biliniyor. 1967 sınırları temelinde, başkenti Doğu Kudüs olan egemen ve bağımsız bir Filistin Devleti perspektifi, uluslararası alanda en çok dile getirilen çözüm önerisi olmaya devam ediyor. Bu yaklaşım yalnız diplomatik bir formül değil, aynı zamanda birlikte yaşamanın mümkün olabileceğine dair asgari uzlaşının çerçevesidir. Kalıcı barış, taraflardan birinin haritada genişlemesiyle değil, iki tarafın güvende hissetmesiyle mümkündür.
Sözün ağırlığı vardır; özellikle diplomasi söz konusu olduğunda kullanılan her ifade yalnız bugünü değil yarını da etkiler, hatta bazen yarını belirler. Haritalar kalemle çizilir ama kaderler kelimelerle yazılır. Bu nedenle bölgede barışın yolu gerilimi artıran söylemlerden değil, çözümü güçlendiren adımlardan geçer. Devletler bazen silahlarla değil cümlelerle savaş başlatır, bazen de yalnızca doğru kelimelerle savaşı önleyebilir. Gerçek diplomasi de tam olarak burada başlar: sınırları değil güveni büyüten bir dil kurulduğunda.
kocatascelil@gmail.com

Neler Söylendi?

DİĞER YAZILARI Köy Yine Karışık; Herkes Bir Üstünlük Kurma Yarışında Sofradaki Truva Atı: Beyaz Ekmek ve Genetiği Değiştirilmiş Geleceğimiz Şimdi ne olacak, haydeee… Sandıktaki İrade, Tezgâhtaki Siyaset: Satılık Halk mı Var? Celladın Alkışçıları: Cambaz Bitti, Sıra Bizde Bir Günlük Bayram, 364 Günlük Sessizlik Ben Neyi Savunuyorum? O Ney La! Büyüklerin Fırtınası, Küçüklerin Tsunamisi Yeni İsimler Er Meydanında Sokağın Sahibi Kim: Korkunun Gölgesinde Yaşamak "Yol Benim" Yanılgısı ve Trafikte Can Pazarı “Geçim Değil, Direnme Mücadelesi: Ay Sonunu Değil, Yarını Düşünemiyoruz” Kazananı Olmayan Bir Sınav Nükleer Terazi Neden Hep Aynı Tarafa Eğiliyor? Beton Duvarlar Arasında Nefes Almak Suç mu? Bir Neslin Bitmeyen Hesabı: 1960–70 Kuşağı Köyde Kazan Kaynıyor Kürsü Sizin, Sokak Bizim! Sıradaki Kim? Kutuplaşmanın Dili Mutluluk Bir İlçe Adı Değilse Eğer... Körler Sağırlar Birbirini Ağırlar Ramazan Gelince Hatırlanan Vicdan Bir “Şok” Diğerini Sökerken Köyde Büyük Telaş: Seçim Yaklaşıyor Tesadüf Değil, Operasyon! Küçük Enişte Bayramda, Köy Seçimde 6 Şubat: Bu Ülkenin Aynaya Bakmak İstemediği Gün Makamda Oturanlar ve Sahada Olanlar Adlî Emanet mi, Organize Yağma Düzeni mi? Bir Şehir Dolusu Mağduriyet Yarım Kalan Beton, Tamamlanmayan Sorumluluk 37 Proje, Bir Şehir Dolusu Mağduriyet Bu Ülke Depremden Çok Deprem Şarlatanlarından Çekiyor Adıyaman’da Siyasetin Çamura Saplandığı Yer Yeter Artık, Bi Kalkın 10 Ocak'ta Hatırlananlar Taziye Sofrası: Gelenek mi, Yük mü? Bir Sabah Yürüyüşünden Toplumsal Vicdan Muhasebesine 28 Bin TL ile Hayat mı, Hayatta Kalma Mücadelesi mi? Bir Felaketin Uzayan Gölgesi: Depremin 1000. Günü Kaysı, Sağlık ve Çimento: Bir Bölgenin Vicdan Sınavı Tekstilde Sessiz Göç: Türkiye’den Mısır’a Akan Yatırımlar Alarm Veriyor Pandemi Sonrası Kalp Krizleri: Bilim Konuşmalı, Kurumlar Susmamalı Köyün Bitmeyen Hikayesi: Küçük Eniştenin Sonsuz Fırıldakları Görünenin Ardındaki Gerçekler Siyaset, Sosyal Medyada Değil Sahada Yapılır! Yıkılan Evler Değil, Umutlarımızdı Vatandaş Soruyor Depremler İntiharları Tetikledi Mi? Düğün Magandaları Yine İş Başında! Bir Silah, Bir Mermi, Bir Can…. Balık Çiftlikleri “Barajları Kirletiyor” Diyenler Haksız Mı? Z Kuşağının Evliliğe Bakışı ve Artan Boşanma Oranları Neden Kurban Kesimi Yurt Dışında Daha Ucuz? “Adı Festival” Festival Demeye Bin Şahit Lazım Bir Zamanlar Turan Ülküsü Vardı Yıkılan Tarihi Yeniden İnşa Etmek 6 Şubat Depremlerinin Malatya’da Görünmeyen Yüzü Deprem Felaketinin Malatya’da Yaşam Üzerine Etkileri
Marka Flower Çiçekçi