https://www.adiyamandahaber.com/files/uploads/user/aa5b1bd57d0f81c1d0f0db812b75302e-c0cb7215a3d0747fc819.png
Celil Kocataş

Küçük Enişte Bayramda, Köy Seçimde

04-02-2026 08:41 392 kez okundu.

 

Köy yerinde bayram her zaman takvim yapraklarına bağlı gelmez; bazen birinin ayağı kaydığında, bazen bir başkasının yükü ağırlaştığında, bazen de “oh be” denilen anlar sessizce çoğaldığında erkenden başlar. Özellikle de mesele başkasının başına gelen bir sıkıntıysa… Küçük enişte için de durum tam olarak böyle yaşanıyor. Meyve tüccarının başına gelen konuşuldukça, köy kahvesinde çay soğuyor ama küçük eniştenin ağzındaki cümle ısınıyor:
“Varan bir gitti, bitene…”

Ne kadar sade ne kadar masum gibi duran ama içine bakıldığında bin tane ima saklayan bir söz bu. Hiçbir şey söylemeden her şeyi anlatıyor; “Ben karışmadım” diyor ama sevincini saklayacak zahmete de girmiyor. Elini sürmediğini söylüyor ama bakışıyla itmiş gibi keyifli, sesiyle değil susuşuyla taraf belli ediyor. Köy buna masumiyet demez; köy bunun adını çoktan koymuştur: kurnazlık.

Muhtarlık seçimi yaklaştıkça köyde havalar değişiyor, gülüşler kısalıyor, selamlar mesafeli hâle geliyor ve dün aynı sofrada kaşık sallayanların bugün göz göze gelmemek için yolunu uzattığı fark ediliyor. Dün kırk tabak yemekle ağırlanan küçük enişteye bugün su bile tereddütle uzatılıyor; çünkü herkes görüyor ki yalnızlık kapıya dayanmış ama küçük enişte bunu kabullenmek yerine faturayı kadere, zamana, insan nankörlüğüne kesiyor. Kendine gelince sorumluluk yok, pay yok, muhasebe hiç yok.

Yetmezmiş gibi bir de büyük büyük laflar ediyor: “Bundan böyle azaları ben belirlerim.” Sanki köy onun şirketi, insanlar bordrolu çalışan, kader talimatla değişecek sanıyor. Söz iri, cümle yüksek ama içi boş. Köyde lafın kilosu tartılır; hafif olan ne cepte durur ne de hafızada yer eder. Küçük enişteyi endişelendiren başka bir gelişme yaşanmış; köyde, başka köyden gelen çerçi “Ben de muhtar adayıyım” demiş. “Ben çok mal sattım, beni herkes tanır” demiş.

Karşı köy desen başlı başına bir curcuna. Muhtar adayı çok, sağduyu az, niyet bol ama yük taşıyacak omuz sayısı sınırlı. Herkes “Ben bilirim” havasında dolaşıyor ama iş köyün derdini sırtlamaya gelince ayakkabılar dar, yollar uzun. “Beni kimse yıkamaz” diyenler çoğaldıkça, zaten ayakta zor duran yapı iyice sallanıyor.

Takım elbiseyle köy meydanında dolaşan var, aşiret lideri olduğunu ilan eden var, “Ben eski muhtarım, yine seçilirim” diye kendi kendini avutanlar var. Bir de köşede durup, sesi herkese ulaşsın diye özellikle yükselterek “Bu işi ben bitirdim” diyen var ki, köy en çok ona acıyor. Çünkü bu topraklarda biten iş sessiz biter; bağırarak değil, ortalığa ilan ederek hiç bitmez.

Bir tanesi var ki durmadan geziyor; kapı kapı, dükkan dükkan, el sıkmadık kimse bırakmıyor. O gezdikçe diğerleri huzursuz oluyor; çünkü bu topraklarda çok gezmek bazen çalışkanlık değil, başkalarında panik işareti olarak okunur.

Köy seçimi sandıktan ibaret değildir; kim ne zaman sevindi, kim kimin düşüşüne içten içe bayram etti, kim sustu, kim kenardan izledi, kim lafını yuttu, kim laf soktu… Hepsi köyün hafızasına tek tek yazılır. Sandık günü geldiğinde köy konuşur; yüksek sesle değil ama son derece net, geri dönüşü olmayacak kadar açık konuşur.

İşte o gün ortaya çıkar: Kim gerçekten karışmamış, kim sadece seyirci kalmış, kim başkasının başına gelenden kendine pay çıkarmış. Bayram biter, maskeler düşer, köy kalır ve hesabı da her zaman olduğu gibi yine köy sorar.

Karşı köy desen, başlı başına bir curcuna… Muhtar adayı çok, sağduyu az; niyet bol ama yük taşıyacak omuz sayısı sınırlı. Herkes “Ben bilirim” havasında dolaşıyor ama iş köyün derdini sırtlamaya gelince ayakkabılar dar, yollar uzun. “Beni kimse yıkamaz” diyenler çoğaldıkça, zaten ayakta zor duran yapı iyice sallanıyor.

Takım elbiseyle köy meydanında dolaşan var, aşiret lideri olduğunu ilan eden var, “Ben eski muhtarım, yine seçilirim” diye kendi kendini avutanlar var. 1940’tan kalma büyükannesinin elbiseleriyle dolaşan bir kadın çıkıp “Ben de muhtar adayıyım” diyor. Öte yandan Tıncıklı Ayten, “Ben de varım ama son gün çekilebilirim” diye kapıyı açık bırakıyor.

Bir de köşede durup, sesi herkese ulaşsın diye özellikle yükselterek “Bu işi ben bitirdim” diyen var ki, köy en çok ona acıyor. Çünkü bu topraklarda biten iş sessiz biter; bağırarak değil, ortalığa ilan ederek hiç bitmez. Bir de bu köyde sessiz sessiz çalışanlar var. Başka köyde aza, bu köyde muhtarlığa adayım diyor. “Babamı bu köyde herkes tanır” deyip geziyor.

Bir tanesi var ki durmadan geziyor; kapı kapı, dükkan dükkan, el sıkmadık kimse bırakmıyor. O gezdikçe diğerleri huzursuz oluyor. Çünkü bu topraklarda çok gezmek bazen çalışkanlık değil, başkaları için panik işareti olarak okunur.

Köy seçimi sandıktan ibaret değildir. Kim ne zaman sevindi, kim kimin düşüşüne içten içe bayram etti, kim sustu, kim kenardan izledi, kim lafını yuttu, kim laf soktu… Hepsi köyün hafızasına tek tek yazılır. Sandık günü geldiğinde köy konuşur; yüksek sesle değil ama son derece net, geri dönüşü olmayacak kadar açık konuşur.

İşte o gün ortaya çıkar: Kim gerçekten karışmamış, kim sadece seyirci kalmış, kim başkasının başına gelenden kendine pay çıkarmış… Bayram biter, maskeler düşer, köy kalır ve hesabı da her zaman olduğu gibi yine köy sorar.

Bu arada beni düşünürseniz davul zurnalı halayla gelmeniz lazım; belki o zaman aday olurum. Ha, bir de para vermem; ha, haberiniz ola. Bu haftaki konuyu bir fıkra ile bitirelim.

Bu ara köye bir vekil gelir.
Muhtar, köye gelen vekile:

-İki büyük problemimiz var, der.

Vekil:

-Lafı mı olur muhtar, söyle, halledelim, diye yanıt verir.

Muhtar:

-Birinci sorun, köyde sağlık ocağı var ama doktor yok, der.

Vekil:

-Hemen Sağlık Bakanı’nı arayıp hallediyorum, der. Cep telefonunu çıkarır, biriyle konuşur:

-Tamam, doktor yarın sabah burada olacak. İkinci sorununuz ne?

Muhtar cevap verir:

-Köyümüzde cep telefonu çekmiyor.

Eskiden istekler sigara paketinin arkasına yazılırdı…

Şimdi ise cep telefonu görüşmesi.

Hadi çıkın bu işin içinden.

kocatascelil@gmail.com

 

Neler Söylendi?

DİĞER YAZILARI Köy Yine Karışık; Herkes Bir Üstünlük Kurma Yarışında Sofradaki Truva Atı: Beyaz Ekmek ve Genetiği Değiştirilmiş Geleceğimiz Şimdi ne olacak, haydeee… Sandıktaki İrade, Tezgâhtaki Siyaset: Satılık Halk mı Var? Celladın Alkışçıları: Cambaz Bitti, Sıra Bizde Bir Günlük Bayram, 364 Günlük Sessizlik Ben Neyi Savunuyorum? O Ney La! Büyüklerin Fırtınası, Küçüklerin Tsunamisi Yeni İsimler Er Meydanında Sokağın Sahibi Kim: Korkunun Gölgesinde Yaşamak "Yol Benim" Yanılgısı ve Trafikte Can Pazarı “Geçim Değil, Direnme Mücadelesi: Ay Sonunu Değil, Yarını Düşünemiyoruz” Kazananı Olmayan Bir Sınav Nükleer Terazi Neden Hep Aynı Tarafa Eğiliyor? Beton Duvarlar Arasında Nefes Almak Suç mu? Bir Neslin Bitmeyen Hesabı: 1960–70 Kuşağı Köyde Kazan Kaynıyor Kürsü Sizin, Sokak Bizim! Sıradaki Kim? Kutuplaşmanın Dili Ortadoğu’da Bir Cümlenin Bedeli Mutluluk Bir İlçe Adı Değilse Eğer... Körler Sağırlar Birbirini Ağırlar Ramazan Gelince Hatırlanan Vicdan Bir “Şok” Diğerini Sökerken Köyde Büyük Telaş: Seçim Yaklaşıyor Tesadüf Değil, Operasyon! 6 Şubat: Bu Ülkenin Aynaya Bakmak İstemediği Gün Makamda Oturanlar ve Sahada Olanlar Adlî Emanet mi, Organize Yağma Düzeni mi? Bir Şehir Dolusu Mağduriyet Yarım Kalan Beton, Tamamlanmayan Sorumluluk 37 Proje, Bir Şehir Dolusu Mağduriyet Bu Ülke Depremden Çok Deprem Şarlatanlarından Çekiyor Adıyaman’da Siyasetin Çamura Saplandığı Yer Yeter Artık, Bi Kalkın 10 Ocak'ta Hatırlananlar Taziye Sofrası: Gelenek mi, Yük mü? Bir Sabah Yürüyüşünden Toplumsal Vicdan Muhasebesine 28 Bin TL ile Hayat mı, Hayatta Kalma Mücadelesi mi? Bir Felaketin Uzayan Gölgesi: Depremin 1000. Günü Kaysı, Sağlık ve Çimento: Bir Bölgenin Vicdan Sınavı Tekstilde Sessiz Göç: Türkiye’den Mısır’a Akan Yatırımlar Alarm Veriyor Pandemi Sonrası Kalp Krizleri: Bilim Konuşmalı, Kurumlar Susmamalı Köyün Bitmeyen Hikayesi: Küçük Eniştenin Sonsuz Fırıldakları Görünenin Ardındaki Gerçekler Siyaset, Sosyal Medyada Değil Sahada Yapılır! Yıkılan Evler Değil, Umutlarımızdı Vatandaş Soruyor Depremler İntiharları Tetikledi Mi? Düğün Magandaları Yine İş Başında! Bir Silah, Bir Mermi, Bir Can…. Balık Çiftlikleri “Barajları Kirletiyor” Diyenler Haksız Mı? Z Kuşağının Evliliğe Bakışı ve Artan Boşanma Oranları Neden Kurban Kesimi Yurt Dışında Daha Ucuz? “Adı Festival” Festival Demeye Bin Şahit Lazım Bir Zamanlar Turan Ülküsü Vardı Yıkılan Tarihi Yeniden İnşa Etmek 6 Şubat Depremlerinin Malatya’da Görünmeyen Yüzü Deprem Felaketinin Malatya’da Yaşam Üzerine Etkileri
Marka Flower Çiçekçi