https://www.adiyamandahaber.com/files/uploads/user/aa5b1bd57d0f81c1d0f0db812b75302e-c0cb7215a3d0747fc819.png
Celil Kocataş

Köyde Kazan Kaynıyor

11-03-2026 08:45 339 kez okundu.

 

Köyde kazan kaynıyordu. Küçük Enişte, oba oba, mahalle mahalle gezmeye başlamıştı. Muhtarlığı kazanamamaktan çok korkuyordu.
“Seçim bu yılın kasımında ya da gelecek yılın martında olur.” diyerek dolaşıyor, ama her geçen gün oylarının azaldığını hissediyordu. Etrafındaki insanlar da yavaş yavaş eksiliyordu.
Resim montajları ve eski fotoğraflar paylaşmak artık pek işe yaramıyordu. Küçük Enişte’yi bir korku sarmıştı.
“Ne yapsam da eski popülerliğimi geri kazansam?” diye düşünmeye başladı.
Hemen yanındaki adamları devreye girdi.
“Agam,” dediler, “Ramazan geldi. Her akşam bir obada iftar yemeği verelim. Hem hali vakti yerinde bir eve misafir olur, karnımızı da doyururuz.”
Küçük Enişte bu fikri beğendi.
“İyi fikir,” dedi. “Hem yaptığımız masrafı da böyle çıkarırız.”
Denize düşen yılana sarılır misali, Küçük Enişte bu kez de meyve tüccarıyla fotoğraf çektirmeye başladı. En ufak umut kırıntısını bile değerlendirmeye çalışıyordu.
Fakat meyve tüccarı bu işlere pek yanaşmıyordu.
“Ben Ramazan’da yemek falan vermem,” dedi. “Hesabımı yaptım, gelecek oy masrafı kurtarmıyor. Onun için ben eski köyümde iftar vereceğim.”
Emredersin Abi
“Hazırlanın. Büyük abimize söyleyin; biz iftar vermeyelim, koli dağıtalım. Ama sakın unutmayın, kolilerin üstünde resmim ve ismim olacak.”
Yakışıklı lakaplı adayda kısa ve net bir talimat verdi:
“Ne gerekiyorsa yapın
Dagıtacagımız helvanın ustunde ismimiz olsun.

Durum zorlaştıkça Küçük Enişte kendi kendine şöyle düşünüyordu:
“Ben zaten dört köy değiştirdim. Çok zorda kalırsam buradan da giderim. Beni tanımayan başka köyler baş tacı eder.”
Bir yandan da karşı köyden bazı kişilerle fotoğraf çektiriyordu.
“Nasıl olsa yeğenlerim onların köyünde,” diyordu.
Bu arada Esvapçı da Ramazan’da ne yapacağını düşünüyordu.
“Adımı nasıl duyururum?” diye kafa yoruyordu.
Yanındakiler uyardı:
“Agam etme. Önceki borçlarımızı ödeyelim. İyice rezil olacağız.”
Esvapçı aldırmadı.
“Nasıl olsa unuturlar, boş verin,” dedi. “Yüz lira borcumuz olana on lira verin, ‘Tamam’ deyin. Şıhım zorda kalırsam beni kurtarır.”
Yanındakiler gülüştü:
“Şıh seni kaç seçimdir kurtardı ki şimdi kurtarsın?”
Köyde gizli gizli çalışanlar da vardı. Her akşam bir yerlere gidip ziyaret yapıyorlardı.
“Aziz ve mübarek Ramazan iyi fırsat,” diyorlardı. “Hem kendimizi anlatırız hem de Küçük Enişte’nin fırıldaklıklarını dile getiririz.”
Eski muhtar ve azalar da boş durmuyordu. Çalışmalarını hızlandırmış, hatta helva bile dağıtmaya başlamışlardı.
Köy iyice kızışmıştı.
Seçim tarihi yaklaştıkça doktorlar, avukatlar, başkanlar, temsilciler, iş adamları ve başka yerlerde çalışan memurlar da ortaya çıkmaya başladı.
“Biz de varız!” diyorlardı.
Genç bir muhtar adayı da bu günlerde sık sık köyde görünmeye başlamıştı. Kapı kapı geziyor, herkesle konuşuyordu.
Eski muhtarın kapısını aşındıranlar da çoğalmıştı.
“Himmet et bize, bu işi ancak sen ayarlarsın,” diyorlardı.
Bunu duyan Küçük Enişte’nin uykuları iyice kaçtı. Adamlarına hemen talimat verdi:
“Başka bir yol bulun!”

Karşı köyde de durum karışıktı. Köyün son zamanlarda gözde olması aday sayısını artırmıştı.
Ramazan gelince telaş daha da büyüdü.
Adaylar “Ramazan’da ne yapacağız?” diye düşünürken, çok gezen aday ziyaretlerini artırdı.
Bugün açılışta, yarın hasta ziyaretinde, öbür gün ev ziyaretinde… Yoğun bir programla çalışıyordu.
Diğer adaylar ise kendi aralarında konuşuyordu:
“Keselim bunun önünü, yoksa başımıza bela olacak.”
Tıncikli Ayten de ortaya çıktı:
“Bana ne, ben muhtar olacağım!” diyerek köyde gezmeye başladı.
Annesinin elbiselerini giyip dolaşan aday, herkese çoraplarını gösteriyordu:
“Bakın çoraplarım yeni. Ucuzlukçudan aldım, dört tanesi yüz lira.”
“Benim babamı herkes tanır,” diyordu.
Yanındakiler ise uyarıyordu:
“Dikkat et, çalışman lazım. İyi şeyler yapıyorsun ama burası kurtlar sofrası.”
Bir başka muhtar adayı ise ayakkabısı çamur olunca söyleniyordu:
“Yaz gelene kadar bir yere çıkmam. Ayakkabım çamur oluyor.”
Ankara’da çalışan bir memur da ortaya çıktı:
“Ben de varım!”
Yakınlarına talimat verdi:
“Adımı her yerde söyleyin. Eski dostlar benim aday olacağımı bilsin.”
Hatta eski fotoğraflarını bile yayımlamaya başladı.
“Beni tanımayanlar bu fotoğraflardan tanısın,” diyordu.
Eski muhtar ise bu kalabalığı görünce düşünmeye başladı:
“Bu işte rezil olmak da var.Hatunlarla evde oturup Şimdilik sadece izleyeyim.”
Malatya Ağası’nın kulağına köydeki kargaşa gidince şu mesajı gönderdi:
“Ben herkese eşit mesafedeyim.”
Ama bu söz bazılarını kızdırdı.
Azalık yarışı da iyice kızışmıştı. Herkes adını yazdırma peşindeydi. Her adaya şirin görünenler, hepsine alkış tutanlar da çoğalmıştı.
Kulağımıza gelen bilgilere göre dananın kuyruğu iki bayram arasında kopacaktı.
Bu arada yeni adaylar da çıkıyordu.
Taşçı, “Ben de adayım!” diye duyurdu.
Ağır Adam da köyde dolaşmaya başladı: “Ben de adayım,” diyordu.
Çeperci de sağda solda, “Ben de varım,” demeye başlamıştı.
Köyün yaşlıları ise olan biteni izliyordu.
“Bu köyde ortalık daha çok karışacak,” diyorlardı.
“Nerede çokluk, orada bereket olur.”
Ama köyde bazıları başka bir şeyi konuşmaya başlamıştı.
Birileri parayı vermiş.
Çığırtgan ortaya çıkmış davul çalıp birkaç ismi mani gıbı söylemeye başlamıştı.
Sonunda herkesin dilinde aynı söz dolaşıyordu:
“Parayı veren düdüğü çalar.”

kocatascelil@gmail.com

Neler Söylendi?

DİĞER YAZILARI Köy Yine Karışık; Herkes Bir Üstünlük Kurma Yarışında Sofradaki Truva Atı: Beyaz Ekmek ve Genetiği Değiştirilmiş Geleceğimiz Şimdi ne olacak, haydeee… Sandıktaki İrade, Tezgâhtaki Siyaset: Satılık Halk mı Var? Celladın Alkışçıları: Cambaz Bitti, Sıra Bizde Bir Günlük Bayram, 364 Günlük Sessizlik Ben Neyi Savunuyorum? O Ney La! Büyüklerin Fırtınası, Küçüklerin Tsunamisi Yeni İsimler Er Meydanında Sokağın Sahibi Kim: Korkunun Gölgesinde Yaşamak "Yol Benim" Yanılgısı ve Trafikte Can Pazarı “Geçim Değil, Direnme Mücadelesi: Ay Sonunu Değil, Yarını Düşünemiyoruz” Kazananı Olmayan Bir Sınav Nükleer Terazi Neden Hep Aynı Tarafa Eğiliyor? Beton Duvarlar Arasında Nefes Almak Suç mu? Bir Neslin Bitmeyen Hesabı: 1960–70 Kuşağı Kürsü Sizin, Sokak Bizim! Sıradaki Kim? Kutuplaşmanın Dili Ortadoğu’da Bir Cümlenin Bedeli Mutluluk Bir İlçe Adı Değilse Eğer... Körler Sağırlar Birbirini Ağırlar Ramazan Gelince Hatırlanan Vicdan Bir “Şok” Diğerini Sökerken Köyde Büyük Telaş: Seçim Yaklaşıyor Tesadüf Değil, Operasyon! Küçük Enişte Bayramda, Köy Seçimde 6 Şubat: Bu Ülkenin Aynaya Bakmak İstemediği Gün Makamda Oturanlar ve Sahada Olanlar Adlî Emanet mi, Organize Yağma Düzeni mi? Bir Şehir Dolusu Mağduriyet Yarım Kalan Beton, Tamamlanmayan Sorumluluk 37 Proje, Bir Şehir Dolusu Mağduriyet Bu Ülke Depremden Çok Deprem Şarlatanlarından Çekiyor Adıyaman’da Siyasetin Çamura Saplandığı Yer Yeter Artık, Bi Kalkın 10 Ocak'ta Hatırlananlar Taziye Sofrası: Gelenek mi, Yük mü? Bir Sabah Yürüyüşünden Toplumsal Vicdan Muhasebesine 28 Bin TL ile Hayat mı, Hayatta Kalma Mücadelesi mi? Bir Felaketin Uzayan Gölgesi: Depremin 1000. Günü Kaysı, Sağlık ve Çimento: Bir Bölgenin Vicdan Sınavı Tekstilde Sessiz Göç: Türkiye’den Mısır’a Akan Yatırımlar Alarm Veriyor Pandemi Sonrası Kalp Krizleri: Bilim Konuşmalı, Kurumlar Susmamalı Köyün Bitmeyen Hikayesi: Küçük Eniştenin Sonsuz Fırıldakları Görünenin Ardındaki Gerçekler Siyaset, Sosyal Medyada Değil Sahada Yapılır! Yıkılan Evler Değil, Umutlarımızdı Vatandaş Soruyor Depremler İntiharları Tetikledi Mi? Düğün Magandaları Yine İş Başında! Bir Silah, Bir Mermi, Bir Can…. Balık Çiftlikleri “Barajları Kirletiyor” Diyenler Haksız Mı? Z Kuşağının Evliliğe Bakışı ve Artan Boşanma Oranları Neden Kurban Kesimi Yurt Dışında Daha Ucuz? “Adı Festival” Festival Demeye Bin Şahit Lazım Bir Zamanlar Turan Ülküsü Vardı Yıkılan Tarihi Yeniden İnşa Etmek 6 Şubat Depremlerinin Malatya’da Görünmeyen Yüzü Deprem Felaketinin Malatya’da Yaşam Üzerine Etkileri
Marka Flower Çiçekçi