“Kuralsız Bir Dünyaya Doğru” başlıklı köşe yazımı yazma nedenim, 20 Ocak 2025 tarihinde İsviçre'nin Davos kentinde düzenlenen Dünya Ekonomik Forumu'nda Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un “küresel güç dengeleri ve Avrupa'nın rolüne” dair dikkat çeken konuşmasında, uluslararası güçlerin giderek “kuralların yok sayıldığı bir dünyaya” doğru yöneldiğini; bunun hem Avrupa hem de küresel istikrar için ciddi riskler meydana getirdiğini belirtmesidir. Bu konuşmasından esinlenerek yazıldı.
Kuralsız Bir Dünyaya Doğru, 25 Aralık 1991 tarihinde Soğuk Savaş’ın resmî olarak bitişiyle beraber ABD önderliğinde Batı dünyasının “kurallı düzen” olarak belirlediği kuralların giderek aşındığı bir döneme girildiğini göstermektedir. Uluslararası hukuk, diplomatik teamüller ve ortak insani değerler; yerini güç politikalarına, savaşlara, tehditlere, sınırları yok sayarak zayıf ülkeleri işgal etme politikalarına, çıkar hesaplarına ve anlık kriz yönetimlerine bırakıyor. Bugün yaşanan gelişmeler, insanlığın “kuralsız bir dünyaya” doğru hızlı bir şekilde yol aldığını gösteriyor.
Bu kuralların hiçe sayıldığı alan en çok uluslararası siyasette ortaya çıkıyor. Birleşmiş Milletler kararlarının etkisiz kalması ya da tam tersine güçlüden yana çıkması, büyük güçlerin yaptırımları istedikleri biçimde uygulaması ve askerî müdahalelerin meşruiyet zemininden kopması; tüm bunlar küresel sistemdeki kuralların somut bir şekilde yok sayıldığının göstergesidir. Güçlü devletlerin hukuku kendi çıkarlarına göre eğip bükmesi, küçük ve orta ölçekli ülkeler için belirsizlik ve güvensizlik ortamı yaratıyor. Böyle bir tabloda “haklı olanın güçlü olduğu” değil, “güçlü olanın haklı sayıldığı” bir düzen belirginleşiyor. Kuralsız Bir Dünyaya Doğru örnekleri şöyle sıralayabiliriz:
1- ABD, Afganistan’da demokrasi, özgürlük ve insan haklarına bağlı bir devlet yapısı kurmak için 20 yıl uğraşmış; ülke tekrar Taliban’ın kontrolüne geçmiştir.
2- Afganistan’ın işgaliyle beraber, aynı şekilde nükleer kitle imha silahları programlarının varlığı ve El-Kaide ile bağlantılar bahanesiyle Saddam’ı devirme kararı önceden alınmış, uydurulmuş bir propaganda ile Irak işgal edilmiştir.
3- Rusya’nın 2008 yılında Gürcistan’a savaş açma sebebi olarak Abhazya ve Güney Osetya gibi ayrılıkçı bölgelerdeki sorunlar gösterilmiştir. Ayrıca Gürcistan'ın Mihail Saakaşvili'yi cumhurbaşkanı seçmesi ve ardından Batı yanlısı AB ve NATO’ya üye olma çabaları Rusya'nın endişelerini artırmasından dolayı savaş sebebi saymıştır
4- Rusya’nın Ukrayna’ya savaş açmasının sebebi de yine Gürcistan örneğinde olduğu gibi ABD ve Avrupa ülkelerinin Ukrayna’yı NATO’ya sokmak istemesidir. Bu nedenle savaş 2022 yılının Şubat ayında fiilen başlamıştır.
5- İsrail’in, küçük bahanelerle Hamas içindeki elemanları harekete geçirerek 7 Ekim 2023’te İsrail'e saldırılmasını bahane göstererek; çocuk, yaşlı, kadın demeden Gazze’ye topyekûn saldırması.
6- ABD, Maduro’yu sarayından kaçırmasını terör ve uyuşturucu suçlaması bahanesiyle yapmış; tüm uluslararası kuralları hiçe saymıştır.
7- Çin’in Tayvan’ı sürekli tehdit etmesinin altında yatan neden, açık denizlere daha rahat açılmasına katkı sağlayacak büyük bir ada olan Tayvan’ı ele geçirme düşüncesidir.
8- NATO’nun Libya müdahalesinin nedeni olarak; Libya’da Şubat 2011’de bir ayaklanma başlamış, Birleşmiş Milletler sivil halkın korunması amacıyla önce yaptırımlar uygulamış, daha sonra uluslararası topluma silahlı müdahale yetkisi vermiştir. Böylece NATO Libya’ya müdahale etmiştir.
9- ABD’nin Grönland adasını hiçbir sebep yokken kendisine bağlı kalmasını istemesi, artık dünyada zayıf olan bir ülkenin güvende olmadığı bir zamana doğru yol aldığımızı göstermektedir.
Tüm bu olup bitenlerin altında yatan temel neden, güçlü ülkelerin adaleti ve düzeni sağlamak için değil, kendi menfaatleri doğrultusunda ve ihtiyaçlarına göre savaş ve saldırılar yapabilmesidir. Bunları da yaparken sihirli kelimelerle süslemektedirler. Başta işgal edecekleri ülkeye demokrasi ve adalet getireceklerini, halkı diktatörden kurtaracaklarını belirtmektedirler; fakat sonrası tam bir hüsran olmaktadır.
Bu gidişatın en tehlikeli sonucu, normalleşen bir kaos ihtimalidir. Kuralların olmadığı ya da keyfî uygulandığı bir dünyada krizler geçici değil kalıcı hâle gelir. İnsani yardımlar bile siyasi pazarlık konusu olur; barış süreçleri kırılganlaşır; ekonomik ilişkiler güvensizlik üzerine inşa edilir. Böyle bir atmosferde hiçbir ülke, hiçbir toplum ve hiçbir birey gerçekten güvende değildir. Tüm bunlar gösteriyor ki dünya artık hukukun değil, gücün diliyle işlemektedir.
Peki bu süreç geri döndürülemez mi? Hayır. Kuralsız bir dünyaya doğru sürüklenmek kader değildir. Uluslararası kurumların reforme edilmesi, hukukun üstünlüğünün yeniden güçlendirilmesi ve dijital alanda bağlayıcı etik standartların oluşturulması mümkündür. Ancak bunun için güçlü bir siyasi irade ve toplumsal talep gerekir. Devletler kısa vadeli çıkar hesaplarının ötesine geçmeli; toplumlar ise adalet ve hakkaniyet talebini yüksek sesle dile getirmelidir.
Sonuç olarak “kuralsız bir dünyada ortak ilkeler yoktur, evrensel değerler yoktur. Bu gidişata seyirci kalmak, geleceği belirsizlik ve kaos üzerine kurmak anlamına gelir. İnsanlık ya yeniden ortak kurallar etrafında birleşecek ya da gücün hukukun yerine geçtiği bir çağın bedelini ağır şekilde ödeyecektir. Tercih hâlâ bizim elimizdedir. Kuralsız bir dünya nedir? Değerli iktisatçı Mahfi Eğilmez’in de dediği gibi: “Kuralsız bir dünya, orman kanunlarının işlediği bir dünyadır: İktidarı ele geçiren istediğini yapar. Herkes aynı düzene geçtiğinde zamanda geri gitmiş oluruz.”
ibrahimakkas_02@hotmail.com