İnsanoğlunun varoluşundan beri fakirlik problemine bakıldığında toplumların en önemli konuların başından birisi olmuştur. Tüm medeniyetler ve insanlık çözüm arayışında olduğu ortak sorunlarının başında yer almaktadır.
Günümüzde fakirliği benimseme ve kabul etme adına eleştirilen İslam Felsefecisi İmam Gazali’ye atfedilen “bir hırka bir lokma” meselesi İslam ülkelerinde bazı din alimleri ve otoriteler tarafından kullanılmıştır. Bu felsefik düşünceyi kimisi iyi anlamda kimisi farkında olmadan İslam’a zarar vermiştir. Esas itibariyle din alimleri İmam Gazali’nin bu söylemin temeli şu hadise dayandığını belirtir. Şu üç şey müstesnâ kıyâmet günü her şeyden sorulacaksınız: Sırtınızı örtecek bir hırka, açlığınızı giderecek birkaç lokma ve soğuk sıcaktan koruyacak bir ev (bk. Ahmed b. Hanbel, Müsned V, 81) İmam Gazalinin “bir hırka bir lokma” ifadesi günümüzde bazı alimler tarafından daha çok fakirliği övme anlamında kullanılması nedeniyle iktisadi mantığı olmayan bir anlayış olup, az gelişmiş İslam ülkelerinde dile getirilen bir söylemdir. Fakirliğin bir lütuf olduğu anlayışı ve Allah’ın bunu ancak sevdiği kullarına verdiğini söylemek, akılla ifa edilecek bir durum değildir. İnsan, fakir düştüğü zaman bu halinden kurtulmak için çaba harcamamalı ve bunu Allah'ın (c.c.) kendisine ihsan ettiği bir nimet kabul etmelidir anlayışı benimseli düşüncesi mantık dışı bir anlayıştır. Söz konusu fakirliğin bir kaderi boyut olduğunu dile getirmek İslam’a aykırıdır. Eğe böyle bir durum olsaydı buna paralel olarak ağaçlarda meyveler, tarlalarda ürün, denizde balık, rızık olarak nitelendiğimiz şeylerin eksik olması gerekirdi. Oysaki gerçek olan insanların aç gözlülüğüdür.
Bu anlayış insanları fakirliğe ittiği ve fakirliği kabullenme olgusunu yerleştirdiğinden dolayı İslam ülkelerinde iktisadi yönde Müslümanların çalışma tempolarını düşürme ve sermayeyi kullanma yönünde teşviği azalmıştır.
Oysaki kutsal kitabımız Kuran-ı Kerim’e baktığımızda birçok yerinde zekât verin infak edin emir yönünde telakki etmektedir. Peki zekât ve infak yapabilmek için hem üretim yönünde hem de sermaye yönünde bireylerinin durumunun iyi olması gerekir. Bu da şunu gösteriyor İslam bireylerden bir çaba, çalışma azmi istemektedir. Bu çalışmanın bir sonucu olarak kazanç elde etmeyi amaçlamaktadır. Bu kazancın bir semerisi olarak infak ve zekât devreye girmektedir. Ama fakir olursan ne infak ne de zekât verebilecek bir ekonomik güce sahip olursun. İslam dinin peygamberi ve rehberi olan Hz Muhammed (s.a.v) bir hadisinde: Aişe r.a’dan rivayetle Resulullah şöyle dua ederdi: “Allah’ım! Tembellikten, ihtiyarlıktan, günahtan sana sığınırım. Kabir fitnesinden ve kabir azabından, cehennem fitnesinden ve cehennem azabından sana sığınırım. Zenginliğin ve fakirliğin fitnesinden sana sığınırım.” (Buhari , Muslim). Peygamber efendimizin hadisinden de anlaşıldığı üzere fakirliğin güzel bir şey olmadığını, günümüzde ballandıra ballandıra anlatan bazı hocaların esasında İslam’a kötülük yaptıklarının farkında değillerdir. Veya amaçları için bunu yapmaktadırlar. Hadisten geçen zenginliğin fitnesi ise kibir, haddi aşmak, haram yolla servet biriktirme, helal parayı haram yoldan harcama, zenginlik ve şöhret ile büyüklenme manalarına gelir. Elbette ki “herkes zengin olacak” diye bir kaide yoktur. Kimisi fakir, kimisi orta halli, kimisi de zengin olur. Zenginlik ve fakirlik olgusu kişilerin kabiliyetine, eğitim seviyesine göre değişkenlik gösterebilir. Fakirliğin toplumlar için sıkıntı teşkil ettiği bir gerçektir. Ülkedeki gelir kaynaklarının azlığı ve nüfusun da çokluğundan ileri gelmekteyse, tüm çabalara rağmen işler yolunda gitmeyip fakir düşüyorsan o zaman bulunduğun hal üzere tevekkül edersin. Fakat hiçbir çaba göstermeden fakir kalmak akıl dışıdır. İslam’la bağdaşmamaktadır.
Yine kuran-ı kerimde Hz. Süleyman’ın Duası “Rabbim, beni bağışla ve benden sonra hiç kimseye nasip olmayan bir mülkü bana armağan et. Şüphesiz sen, karşılıksız armağan edensin (Sad Süresi 35).” Kuran-ı Kerim bize rehberliği doğrultusunda Hz. Süleyman’ın duası esasında biz insanlar için; Allah’tan mülkü ve zenginliği istemesi için yol göstericidir. Günümüzde insanları vaaz kürsülerinde fakirliği övme ya da teşvik etme durumu söz konusu değildir. İnanç yönünden bir problem yok ise kişi manevi olarak sorumluluk sahibi ise mal sevgisi kötü değildir. Aynı zamanda kazanılan maldan fakir fukaraya da dağıtmasını bilen sorumlu bir insan olacaktır.
Sonuç itibariyle son dönemde çok moda olan mistik fakirlik övgüleri bireylerin potansiyellerini görmezden gelen, onları pasif bir hayat anlayışına mahkûm eden kötü niyetten başka bir şey değildir. Kişinin fakir olması onu erdemli kılmaz; fakirlik, mücadele edilmesi gereken bir durumdur. İnsan onurunu ve toplumsal refahı yükseltmenin yolu, halkı tembelliğe değil, üretime, bilime, araştırma ve düşünmeye sevk etmektir. “Bir at bir askeri kurtarır; bir asker bir savaşı kurtarır, bir savaş bir vatanı kurtarır” düşüncesinden yola çıkarak bireylerin zengin olması devletin zengin olması demektir. “Devletin zengin olması ülkede sosyal refahın iyi olması” demektir. “Devletin zengin olması” demek “uluslararası alanda söz sahibi olması” demektir. Aynı zamanda “devletin dış tehlikelerden kendi savunma gücüne sahip olması” demektir.
ibrahimakkas_02@hotmail.com
























