Nefret, sevginin yokluğu, hatta zıddıdır. Kimi zaman kişisel, kimi zaman da siyasi, ideolojik, dinî veya insani sebeplerle bir kişi ya da topluma karşı nefret besleyebiliriz. Nefret etmek dinen ve ahlaken yasak değildir; ancak sınırlarının belirlenmesi gerekir. Neye, niçin ve ne kadar nefret duyduğumuzu sorgulamalı, bu duygunun bizi yanlışa sürükleyip sürüklemediğini değerlendirmeliyiz. Peygamberimizin “Birini severken aşırı sevmeyin; bir gün düşmanınız olabilir. Birinden nefret ederken de ölçülü nefret edin; bir gün dostunuz olabilir.” (Buhârî, Edebü’l-Müfred) hadisinde buyurduğu gibi, nefrette de ölçülü olmanın yollarını aramalıyız.
Peygamberimiz ve sahabîler, yıllarca ezildikleri, haksızlığa uğradıkları ve malları gasp edilip canlarını zor kurtardıkları Mekke’ye zaferle döndüklerinde, intikam almak yerine adalet ve merhameti tercih ettiler. Gücü ellerine geçirdiklerinde dahi kin gütmediler; böylece insanlığa düşmanlara bile nasıl davranılması gerektiğini yaşayarak öğrettiler. Rabbimizin “İyilik ve takvada yardımlaşın, kötülük ve düşmanlıkta yardımlaşmayın.” (Mâide, 2) emrini hayatlarında somutlaştırdılar.
Günümüzde ise başta Müslümanlar olmak üzere pek çok kesim, ötekine karşı aşırı nefret beslemektedir. Sağ/Sol, Alevî/Sünnî, Kürt/Türk, Selefî/Sûfî, seküler/dindar, Fenerbahçe/Galatasaray gibi farklı alanlarda ayrışmalar derinleşmekte, kutuplaşma büyümektedir. Bazen kişisel nefret öyle bir hâl alır ki, “Onunla cennete bile girmem.” denilebilmektedir. Bu derece yoğun nefret, çoğu zaman yabancı güçler tarafından yönlendirilmekte; insanlar, birbirlerine karşı casusluk yapmaya veya bilgi sızdırmaya kolayca ikna edilmektedir. Böylece toplumda huzur yerine huzursuzluk hâkim olmaktadır.
ABD ve Avrupa’da ise devletler daha bağımsız yapılar olduklarından, toplumsal birlik ve güven ortamını korumaya yönelik kurallar uygulanmakta, adalet gözetilmektedir. Kin ve nefret dili büyük ölçüde geçmişte kalmış veya ülke dışındaki tehditlerle sınırlı tutulmuştur. Eğitim ve medya dili de ötekine düşmanlık üretmek yerine uzlaşmayı teşvik etmektedir. Farklı görüşler arasında rekabet olsa da bu, düşmanlığa dönüşmez; seçim sonrası birbirini tebrik eden bir olgunluk gösterebilirler. Bu nedenle, insanları birbirine karşı kışkırtmak ya da ajanlığa yönlendirmek kolay değildir. Ancak Türkiye ve benzeri ülkelerde nefretin bu şekilde yönetilmesi çok daha zordur.
Sonuç olarak, sevgide olduğu gibi nefrette de ölçüye riayet etmeliyiz. Nefretin bizi kin, düşmanlık ve haksızlığa sürüklemesine izin vermemeli; duygularımızı akıl, vicdan ve adaletle dengelemeliyiz.
saitali_02@hotmail.com