Adıyaman Haber
HV
16 HAZİRAN Salı 05:58

Müslüman Kürtler Nerede Durmalı?

Sait Ali Ekinci
Sait Ali Ekinci
Giriş Tarihi : 25-01-2026 15:32

 

Yüzyıllarca Osmanlı Devleti’nin himayesinde, iç işlerinde serbest, dış işlerinde devletin bir parçası olarak yaşayan Müslüman Kürtler; I. Dünya Savaşı’nda Almanya ve Osmanlı Devleti’nin yenilmesiyle birlikte, paylarına düşen acıyı en derinden yaşayan topluluklardan biri olmuştur. İngiliz ve Fransızlardan oluşan ve adeta şeytanın ikiz çocukları gibi hareket eden şer ittifakının bölgeye dair planları doğrultusunda Kürdistan toprakları Türkiye, Irak ve Suriye devletlerinin sınırları içinde bırakılmıştır. İran’daki Kürtler ise zaten daha önce de İran devletinin bünyesinde yaşamaktaydı. Böylece Kürtler fiilen dört devletin sınırları içine hapsedilmiş oldu. Oysa Ürdün, Lübnan, Nahçıvan, Gürcistan, Ermenistan ve Azerbaycan sınırları içerisinde de az sayıda Kürt topluluğu yaşamaktaydı.
Kürtleri dört devletin sınırları içerisinde parça parça bırakan İngilizler, isteselerdi o gün bir Kürdistan devleti kurdurabilirlerdi. Ancak Müslüman kardeşleriyle bir bütün olduklarını düşünen Kürt ileri gelenleri, İngilizlerle yapılmak istenen bu antlaşmayı kabul etmedi. Kürtlere bir Kürdistan devleti kurdurmayı başaramayan emperyalistler bu kez farklı bir oyuna başvurdu. Dört devletin sınırları içinde haklarından mahrum bırakılmış bu topluluğu tahrik etmek, bu devletlerle çatıştırmak, bu ülkelerin yönetimleri eliyle Kürtlere zulmetmek ve onları sürekli kavga eder hâlde tutmak “daha elverişli bir siyaset” olarak görüldü ve yıllarca sürdürüldü.
Bir asırdır aynı hikâyeye şahitlik ediyoruz. Bu dört ulus devletin eliyle Kürtlere zulmedilmekte, bölge istikrarsızlığa mahkûm edilmektedir. Ezilen, dövülen Kürtlere sinsice şu soru sorulmaktadır: “Bak, Arapların devleti var, Farsların var, Türklerin var; senin devletin neden yok?” Bu, ilk bakışta çok da mantıksız bir soru değildir. Ancak Kürtlerin devletsiz bırakılması da yine o şeytanların hilesiyle olmamış mıdır? Kurdukları ulus devletleri, “Kürtlere karşı birer jandarma olma” şartına bağlayanlar kendileri olduğu hâlde, şimdi bunu yapmamış gibi Kürtlere “Sizin de devletiniz olmalı” telkininde bulunmaktadırlar.
Kürtler, “Devletimiz nasıl olacak? Para yok, silah yok” dediklerinde, aynı odaklar şu cevabı vermektedir: “Parayı da silahı da ben vereyim. Al silahı, Türk’le savaş; Türk’ten toprağını al. Arap’la savaş; Arap’tan toprağını al. Fars’la savaş; Fars’tan toprağını al. Bağımsız Kürdistan’ı kur. Bu senin en doğal hakkın.”
Bu teklife bazı Kürtler kandı, bazılarımız ise kanmadı. Kananlar, kandırılmayanlara türlü ithamlarda bulundu; alay etti, hakaret etti. Kendileri ise Siyonist ve emperyalistlerle iş tuttu. Kendilerine vadedilen devlet bir türlü kurulamadı. On binlerce Kürt genci, daha gençliğinin baharında toprağa düştü. Anaların, bacıların, gelinlerin gözyaşı dinmedi. Kürdistan coğrafyası dünyanın en güvensiz bölgelerinden biri hâline getirildi. Yaşadıkları ülkelerde bütün Kürtler “potansiyel ayrılıkçı” muamelesi görmeye başladı.
Yüzyılın sonunda Siyonist ve emperyalistler yeni planlar devreye soktu. Büyük Ortadoğu Projesi’nde “Kürdistan’a yer yoktu.” Sırtını ABD’ye yaslayan silahlı gruplar ortada kaldı; öleni mi dersin, hapse düşeni mi, kaçanı mı… Ağıtlarıyla, türküleriyle “Kürdistan fermanı” yayımlayan, neredeyse her Kürdün gözlerini yaşartan Şivan Perwer, Gazze olaylarında “Gazze’den bize ne!” dedi. Bugün ise Amerika’ya gözyaşları içinde yalvarmakta, “Bizi bırakmayın” demektedir. İnsanda biraz şeref ve haysiyet olur. Ağlanacaksa acıya ve haksızlığa ağlanır; akıtılan kanlara, dokunulan ırzlara, babasız kalan yetimlere, ocağına ateş düşen ailelere ağlanır. Ancak sana zulmedenlere, toprağını ulus devletlere satanlara, o topraklar üzerinde kumar oynayanlara yalvarmak için ağlanmaz. Bir Kürt, hiçbir zaman bu kadar alçalmaz. Dinlediğimiz türkülere, gözlerimizi yaşartan ağıtlarına lanet olsun!
Peki, ne yapmalıyız?
Kim hangi ülkede yaşıyorsa, helal ve meşru yollarla kimliğini müdafaa etmeli; gasp edilmiş haklarının geri alınması için meşru zeminde mücadele etmelidir. Burada sorumluluk yalnızca Müslüman Kürtlere değil; Müslüman Türklere, Araplara ve Farslara da düşmektedir. Bu yetim kardeşinizin dinini, dilini, kültürünü ve kimliğini tanımalısınız. Yüz yıl önce birilerinin emperyalistlerin tuzağına düşerek bu hakları gasp etmiş olması, bu kardeşleri kıyamete kadar bu haklardan mahrum bırakma hakkını kimseye vermez.
Biraz anlayışlı olmak, empati kurmak zorundasınız. Bu kardeşlerinizin, analarının sütü gibi helal olan ana dillerini resmen tanımalısınız. Okullarda bu dili yazıp öğrenmelerinin önünü açmalısınız. Siz, masum ve temel haklarından kardeşlerinizi mahrum bırakırsanız, birileri mutlaka gelir; onlara silah ve para verir, toprak ve özgürlük vaat eder ve sizinle savaşmalarına zemin hazırlar. Başkalarının ülkeleri barış ve huzur içinde gelişirken, bizim ülkelerimiz sürekli gerginlik, tehdit ve tehlike endişeleriyle huzursuzluk girdabında kalır.
Bu memleketlerin huzura kavuşması için siz de elinizi taşın altına koymalısınız.
saitali_02@hotmail.com

YORUMLAR
Marka Flower Çiçekçi