
Çocuğumun gittiği okulda artık son dönemi yaşıyoruz. Allah nasip ederse yaz tatilinde ülkemize döneceğiz. Öğretmenin belirttiğine göre okulla ilişkimizi kesmeden en az iki ay önce durumu okula resmî olarak bildirmemiz gerekiyor. Hem dili hem de sistemi bilmediğimiz için öğretmenden rica ettik. Bize okulun Vigilo (Türkiye'deki EBA) sisteminden gerekli formları doldurup çocuğun bu yaz okulla ilişkisinin kesileceğini, Türkiye'ye taşınacağımızı belirteceğini söyledi. Öğretmen, yardımcı öğretmene durumu söyleyip bizimle öğretmenler odasına kadar geldi. Sağ olsun, kendi bilgisayarını açıp bizim için ilgili işlemi yaptı. Öğretmenin nezaketinden ve yardımseverliğinden dolayı ayrıca teşekkür ettim.
Ancak beni başka bir konu fazlasıyla etkiledi: Öğretmenler odası. Şekli şemâili fotoğrafta da görüldüğü gibi; aynı odayı 6 veya 8 öğretmen kullanıyor. Bütün öğretmenlerin eşyaları ortalıkta. Hiç kimse, hiç kimseden bir şey gizlemiyor. Öğretmenler birbirlerine güveniyor. Bu durumda öğretmenler öğrencilere de güven verir. Öğrenciler de birbirine güvenir. Ülkede farklı unsurlar arasındaki güven çok yüksek. Birbirine karşı aşırı bir nefret yok; aksine saygı var.
Türkiye'deki öğretmenler odasına gelince, birçok öğretmen odasına gittim. Hatta kısa süreliğine öğretmenlik de yaptım. Eskiden sadece sandalye ve masalar vardı; bir de öğretmenlerin kilitli dolapları. Evet, iyi hatırlıyorum: Öğretmen dolapları genellikle kilitlidir. Ne yalan söyleyeyim, bazı yeni okullarda öğretmenler odası Bakanlar Kurulu salonu gibi dizayn edilmiş. Öğretmenlerimize çok gördüğümüzden değil; helal hoş olsun, Allah daha fazlasını versin. Ancak konu bu değil. Öğretmenlerin odaları lüks, dolapları kilitli. Öğretmenler sadece öğrencilere değil birbirlerine de güvenmiyorlar. Sistem, öğretmenleri birbirlerine güvenmeyecek şekilde düzenlenmiş. Birbirlerine bile güvenmeyen öğretmenler öğrencilerine ne verebilecek?
Birbirine güvenmeyen öğretmenlerin elinden geçerek ülkedeki her kademede yer alan, birbirine güvenmeyen insanlar yetişiyor. Yani sadece elekten geçiyor. Ülkede Alevi/Sünni, Kürt/Türk, sağcı/solcu, şucu/bucu; hiçbiri ötekine güvenmiyor. Bu nedenle saygı da göstermiyor. Her biri diğerinden çoğunlukla nefret ediyor. Toplum bu şekilde yönetiliyor. Yeter ki bir şey diğerinden farklı olsun.
İşte bu yüzden ülkemizde kaos var. Trafikte bunu bariz bir şekilde yaşıyoruz. Son günlerde Urfa ve Maraş okullarında yaşanan cinayetler üzerine yine suçüstü yakalandık. Öğretmenler velileri suçluyor, veliler de öğretmenleri. Bazı öğretmenler de diğerlerini suçluyor. Yani herkes diğerini suçluyor. Ama artık biraz dışarı çıkıp dışarıdan bakalım.
Değerli öğretmenlerim! Birbirimizi suçlamaya gerek yok! Sistem bozuk. Bozuk sistemin iyi öğretmeni nasıl olabilir ki? Ahlaklı, idealist bir öğretmen sistem tarafından bozuk kabul edilebilir; soruşturmalarla, disiplin cezalarıyla diskalifiye edilebilir. Sisteme iyi görünen bir öğretmen gerçek hayatta kötü, ahlaksız biri olabilir. Hiç kimse gerçekten sistemin kötülük üzerine kurulduğunu görmüyor. Başımızı iki elimizin arasına koyup bu bozuk sistemden nasıl kurtuluruz, onun çabasını göstermemiz gerekir. Aksi takdirde herkes birbirini suçlamaya devam eder ve güzelim ülkemizi kargaşa ortamına sürüklemeye devam ederiz. Biz sistemi düzeltmezsek sistem bizi bozmaya devam edecek…
