İnsanlık tarihinin bugün geldiği noktada en güçlü ilke hâlâ Mustafa Kemal Atatürk’ün ortaya koyduğu “Yurtta barış, dünyada barış” anlayışıdır.
Ortadoğu bir kez daha dünyanın en tehlikeli gerilimlerinden birinin merkezine yerleşmiş durumda. ABD ve İsrail ile İran arasında giderek yükselen gerilim, yalnızca bölgeyi değil bütün dünyayı ilgilendiren bir krize dönüşme potansiyeli taşıyor.
Bugün yaşanan gelişmeler yalnızca iki ya da üç ülke arasındaki bir mesele değildir. Bu gerilim, küresel dengeleri etkileyebilecek ve yanlış adımlar atılması halinde çok daha büyük bir çatışmanın kapısını aralayabilecek bir risk taşımaktadır.
Ortadoğu coğrafyası uzun yıllardır savaşların, müdahalelerin ve güç mücadelelerinin sahnesi oldu. Irak, Suriye ve Libya örnekleri hâlâ hafızalardaki tazeliğini koruyor. Bu süreçler gösterdi ki savaşlar yalnızca haritaları değiştirmiyor; milyonlarca insanın hayatını altüst ediyor, ülkeleri yıllarca süren istikrarsızlıkların içine sürüklüyor.
Bugün gelinen noktada yeni bir büyük çatışma ihtimali yalnızca bölge ülkeleri için değil, dünya barışı açısından da ciddi bir tehdit oluşturmaktadır. Küresel ölçekte yaşanabilecek bir savaşın kazananı olmayacaktır.
Özellikle nükleer ve yüksek yıkım kapasitesine sahip silahların bulunduğu bir dünyada, kontrolsüz bir çatışmanın üçüncü dünya savaşı riskini doğurabileceği gerçeği göz ardı edilmemelidir. Böyle bir senaryonun ne bölge halklarına ne de dünya ekonomisine hiçbir faydası olmayacaktır.
Bu nedenle bölgedeki tüm aktörlerin ve özellikle büyük güçlerin aklıselimle hareket etmesi büyük önem taşımaktadır. Siyasi liderlerin atacağı her adım yalnızca kendi ülkelerini değil, insanlığın ortak geleceğini de etkilemektedir.
Dünya artık yeni savaşlar değil, yeni barış yolları aramalıdır. Gerilimi tırmandıran adımlar yerine diplomasi kanallarının açılması, sağduyulu ve dengeli politikaların geliştirilmesi zorunludur.
Ekonomik çıkarlar uğruna yürütülen kontrolsüz güç mücadelelerinin insanlığı felakete sürükleme ihtimali hiçbir zaman bu kadar yüksek olmamıştı. Bu nedenle küresel güç merkezleri, siyasi liderler ve hatta dünya ekonomisini yönlendiren sermaye çevreleri dâhil herkesin aklını başına alması gerekmektedir.
Çünkü büyük bir küresel savaşın kazananı olmayacaktır.
İsrail’in bölgede uzun yıllardır izlediği sert güvenlik ve güç politikalarının da yalnızca bölgeyi değil, uzun vadede kendi geleceğini de zor bir çıkmaza sürüklediği görülmelidir. Sürekli gerilim ve çatışma üzerine kurulu bir güvenlik anlayışı kalıcı huzur getirmez; aksine yeni düşmanlıkların ve yeni krizlerin zeminini hazırlar.
Bu nedenle İsrail yönetiminin de bölgeyi daha fazla gerilim alanına dönüştüren politikalarını yeniden gözden geçirmesi ve barış odaklı bir yaklaşımı benimsemesi hem bölge hem de kendi geleceği açısından kaçınılmaz bir ihtiyaçtır.
İnsanlık tarihinin bugün geldiği noktada en güçlü ilke hâlâ Mustafa Kemal Atatürk’ün ortaya koyduğu “Yurtta barış, dünyada barış” anlayışıdır.
Çünkü dünya ancak akıl, adalet ve sağduyu ile yönetildiğinde gerçek barış mümkün olacaktır.
m.emindanis@hotmail.com
























