Adıyaman Haber
HV
06 EYLÜL Pazar 09:46

Kalkınmanın Sessiz Gücü: Eğitim

İbrahim Akkaş
İbrahim Akkaş
Giriş Tarihi : 04-09-2026 14:25

 

Yeni bir eğitim öğretim dönemine girerken eğitimin önemini göz önünde bulundurmak gerekir. Eğitim, bireylerin ve toplumların gelişmesini, refah seviyesinin artmasını ve geleceğin güvenle inşa edilmesini sağlayan en temel süreçtir. Bir ülkenin gerçek zenginliği; nüfusunun fazla olması, petrol, doğal gaz, maden veya tarım arazileri değildir. Bir ülkenin en büyük ve en değerli kaynağı, yetişmiş insan gücüdür.

Bu anlamda eğitim yalnızca bireye okuma, yazma veya mesleki bilgi kazandıran bir süreç değildir. Eğitim, insanlara düşünme, problem çözme, araştırma, üretme, yenilik geliştirme ve topluma yararlı bir birey olma özelliklerini kazandırır. Aynı şekilde, bir ülkenin ekonomik büyümesi için fabrikalara, sermayeye ve teknolojiye ihtiyaç vardır. Ancak bunların tamamını yönetecek, geliştirecek ve daha verimli hâle getirecek olan yine eğitimli insandır.

Eğitimin ülkelerin kalkınmasına etkisini Türkiye ile Güney Kore'yi kıyaslayarak değerlendirdiğimizde, 1950'li yıllarda Türkiye ile Güney Kore'nin bugünkü ekonomik konumları arasındaki farkın bugünkü kadar büyük olmadığını görüyoruz. Hatta Güney Kore, 1950-1953 yılları arasında yaşanan Kore Savaşı'nın meydana getirdiği ağır yıkımın ardından ekonomik ve sosyal açıdan son derece zor bir dönemden geçiyordu. Türkiye ise savaşın doğrudan yıkımını yaşamamış, daha büyük bir nüfusa ve köklü bir devlet geleneğine sahip bir ülkeydi. Buna rağmen sonraki yıllarda iki ülkenin kalkınma performansları önemli ölçüde farklılaştı. Bu farklılaşmanın nedenlerinden biri, eğitime ve insan sermayesine verilen önemin ekonomik kalkınma politikalarıyla birleştirilmesi oldu. Bu dönüşümün arkasındaki en önemli unsurlardan biri eğitime verilen önemdir.

Bugün dünyanın başarılı eğitim sistemlerinden birine sahip olan Finlandiya ile Türkiye'yi kıyasladığımızda, 1950'lerde iki ülke arasında bugünkü kadar büyük bir ekonomik fark bulunmadığını görüyoruz. İki ülke de ağırlıklı olarak tarım toplumundan sanayi ve bilgi toplumuna geçiş sürecindeydi. Ancak sonraki yarım yüzyılda eğitim politikalarının niteliği, insan sermayesine yapılan yatırım ve eğitim ile üretim arasındaki bağlantı, iki ülkenin kalkınma yollarını birbirinden belirgin biçimde ayırdı. Finlandiya'nın eğitim başarısı bir mucize değildir. 1950'lerde başlayan arayış, 1960'larda alınan stratejik kararlar, 1970'lerde gerçekleştirilen kapsamlı okul reformu, öğretmen niteliğine yapılan yatırım ve eğitim ile teknoloji ekonomisinin birleştirilmesi sonucunda Finlandiya bugünkü noktaya ulaştı.

Eğitimin kaliteli hâle gelmesi yalnızca dönüşüm veya değişiklikle mümkün değildir. Bunun için aynı zamanda ciddi bir bütçenin ayrılması gerekir. Bu anlamda, OECD'nin 2025 raporunda yer alan 2022 verilerine göre öğrenci başına yıllık eğitim harcamalarına ülke ülke baktığımızda, Güney Kore'de 19.805 dolar, Almanya'da 17.960 dolar, Finlandiya'da 15.000 dolar, ABD'de 20.387 dolar, Japonya'da 14.130 dolar, Fransa'da 15.427 dolar ve Türkiye'de 5.305 dolar harcama yapılmaktadır. Bunlar, ilk, orta ve yükseköğretim toplamında eğitim kurumlarına yapılan harcamaların öğrenci başına yıllık karşılığıdır. Türkiye ile diğer gelişmiş ülkeler arasındaki bu fark, eğitim politikalarının yalnızca niceliksel değil, aynı zamanda mali açıdan da değerlendirilmesi gerektiğini göstermektedir.

Bir ülke yalnızca daha fazla insan çalıştırarak değil, daha nitelikli insanlarla daha yüksek katma değer üreterek zenginleşir. Yapay zekâ, robotik sistemler, biyoteknoloji, savunma sanayisi, yenilenebilir enerji, yazılım ve ileri üretim teknolojileri ülkelerin ekonomik gücünü doğrudan etkilemektedir.

Üniversiteler, araştırma merkezleri, mesleki eğitim kurumları ve özel sektör arasındaki iş birliği ne kadar güçlüyse, bir ülkenin teknoloji üretme kapasitesi de o kadar yükselir. Eğitimin kalkınmaya katkısı yalnızca ekonomik büyümeyle sınırlı değildir. Eğitim, toplumdaki fırsat eşitsizliklerinin azaltılmasına da katkı sağlayabilir. Kaliteli eğitime erişebilen bir çocuk, ailesinin ekonomik durumundan bağımsız olarak gelecekte daha nitelikli işlere ulaşma fırsatı elde edebilir. Bu nedenle eğitim, sosyal hareketliliğin en önemli araçlarından biridir. Sadece okula gitmek yeterli değildir. Önemli olan, kaliteli eğitime erişebilmektir. Sanayinin, tarımın, inşaat sektörünün, enerji sektörünün, yazılım dünyasının ve hizmet sektörünün nitelikli ara kademe insan gücüne ve teknik personele ihtiyacı vardır. Bir ülke kendi üretim kapasitesini artırmak istiyorsa gençlerini yalnızca diploma sahibi yapmayı değil, üretim yapabilecek becerilerle donatmayı hedeflemelidir. Meslek liseleri ile sanayi arasındaki bağ güçlendirilmeli, öğrencilerin teorik eğitimin yanında gerçek üretim ortamlarını tanımaları sağlanmalıdır. Üniversiteler yalnızca diploma veren kurumlar değildir. Bir ülkenin üniversiteleri ne kadar fazla bilimsel araştırma yapıyor, patent üretiyor, teknoloji geliştiriyor ve özel sektörle iş birliği kuruyorsa, ülkenin yenilikçilik kapasitesi de o kadar güçlenir. Bu nedenle üniversitelerin başarısını yalnızca öğrenci veya mezun sayısıyla ölçmek yeterli değildir. Türkiye'nin genç ve dinamik nüfusu önemli bir avantajdır. Ancak genç nüfusun ekonomik güce dönüşebilmesi için kaliteli eğitim, güçlü mesleki eğitim, bilimsel araştırma ve teknoloji üretiminin birlikte geliştirilmesi gerekir. Türkiye'nin yalnızca daha fazla üretmesi değil, daha yüksek katma değerli ürünler üretmesi gerekmektedir. Düşük teknolojili ürünleri ihraç edip yüksek teknolojili ürünleri ithal eden bir ekonomik yapı, uzun vadede dışa bağımlılık sorununu tamamen çözemeyecektir. Bu nedenle eğitim politikası ile sanayi, teknoloji, tarım ve ekonomi politikaları birbirinden ayrı düşünülmemelidir. Bugünün öğrencisi, yarının mühendisi, girişimcisi, öğretmeni, bilim insanı, çiftçisi veya sanayicisi olacaktır. Dolayısıyla bugün eğitime yapılan yatırım, aslında yarının ekonomisine yapılan yatırımdır.

Sonuç olarak, ülkelerin kalkınması yalnızca sermaye birikimiyle değil, insan sermayesinin geliştirilmesiyle mümkündür. Gerçek kalkınma; nitelikli insan, kaliteli eğitim, fırsat eşitliği, bilim, teknoloji ve sosyal refahın birlikte gelişmesiyle mümkündür. Bir ülkenin eğitim sistemi birkaç yılda değil, birkaç nesilde sonuç verir. Eğitimde başarı, günü kurtaran politikaların değil, geleceği hedefleyen istikrarlı politikaların ürünüdür. Okulların yeniden açıldığı bu dönemde unutulmaması gereken en önemli gerçek şudur: Bugün sınıflarda yetişen çocuklar, yarının ekonomisini, bilimini, teknolojisini ve toplumunu şekillendirecektir. Eğitime yapılan yatırım, aslında bir ülkenin geleceğine yapılan en büyük yatırımdır.

ibrahimakkas_02@hotmail.com

YORUMLAR
Marka Flower Çiçekçi