Türkiye ile Azerbaycan arasındaki ilişkilerinde her zaman dile getirilen “İki devlet, tek millet” sözü de bu yakınlığın en önemli sembollerinden biri olmuştur. Ancak uluslararası ilişkilerde kardeşlik söylemi ile devletlerin siyasi ve ekonomik çıkarları her zaman aynı doğrultuda ilerlemeyebilir. Son dönemde Azerbaycan'ın izlediği dış politika, özellikle Türkiye kamuoyunda bazı soru işaretlerini beraberinde getirmektedir. Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev'in İsrail ile ilişkileri sürdürmesi, Rusya ve İran karşısındaki denge politikası, Karabağ zaferinin ardından ülkesinin bölgesel konumunu güçlendirme çabaları ve Türkiye'den gelen eleştirilere karşı gösterilen hassasiyet, iki ülke ilişkilerinin yeniden değerlendirilmesine neden olmaktadır.
1. Karabağ Zaferi ve Türkiye'nin Tarihî Rolü
2020 yılında yaşanan İkinci Karabağ Savaşı nedeniyle Türkiye-Azerbaycan ilişkilerinin yakın tarihindeki en önemli dönüm noktalarından biri olmuştur. Türkiye, bu süreçte Azerbaycan'a güçlü siyasi ve diplomatik destek vermiş, iki ülke arasındaki askerî iş birliği Azerbaycan ordusunun modernizasyonunda önemli rol oynamıştır. Azerbaycan ordusunun kazandığı zafer, yalnızca Bakü açısından değil, Türk dünyası açısından da tarihî bir gelişme olarak görülmüştür. Karabağ'daki zaferin esas sahibi Azerbaycan ordusu ve halkıdır. Türkiye'nin katkısını kabul etmek, Azerbaycan'ın kendi askerî başarısını küçültmez. Aynı şekilde Azerbaycan'ın kendi başarısını vurgulaması da Türkiye'nin desteğini önemsiz hâle getirmemelidir. Karabağ'ın ardından Azerbaycan'ın uluslararası konumu güçlenmiştir. Bu durum, Bakü yönetimine dış politikada daha geniş bir hareket alanı sağlamıştır. Türkiye açısından önemli olan, Azerbaycan'ın güçlenmesiyle birlikte iki ülke arasındaki stratejik ortaklığın da aynı ölçüde güçlenmesidir.
2. Azerbaycan-İsrail İlişkileri: En Önemli Görüş Ayrılıklarından Biri
Türkiye ile Azerbaycan arasındaki dış politika farklılıklarının en belirgin olduğu alanlardan biri İsrail meselesidir. Türkiye, özellikle Gazze'de yaşanan insani felaket ve İsrail'in askerî operasyonları nedeniyle İsrail yönetimine sert eleştiriler yöneltmektedir.
Azerbaycan ise İsrail ile savunma, teknoloji, enerji ve istihbarat alanlarında geliştirdiği ilişkileri sürdürmektedir. Bakü açısından İsrail, yalnızca diplomatik bir ortak değildir. İsrail'den temin edilen askerî teknolojiler ve savunma sistemleri Azerbaycan'ın güvenlik stratejisinde önemli yer tutmaktadır. Bu nedenle Azerbaycan yönetimi, Türkiye'nin İsrail'e yönelik siyasi tutumunu bütünüyle benimsememektedir. Fakat bu noktada ahlaki ve siyasi bir tartışma ortaya çıkmaktadır. Türkiye kamuoyunun bir bölümü, Filistin meselesinde Azerbaycan'dan daha açık bir dayanışma beklemektedir. Azerbaycan yönetimi ise dış politikasını kendi güvenlik ihtiyaçlarına göre belirlemektedir.
3. Başörtüsü Tartışması: Kardeşlik İlişkilerinde Yeni Bir Gerilim
Ekim 2026'da iki ülke arasında yaşanan gerilimin görünür nedenlerinden biri, Azerbaycan'daki okullarda başörtüsüne yönelik kıyafet düzenlemeleri olmuştur. Türkiye'de bazı siyasi isimler, başörtülü öğrencilerin eğitim hakkının kısıtlanmasına tepki göstermiştir. Buna karşılık Aliyev'in liderliğindeki Yeni Azerbaycan Partisi, 13 Ekim'de yaptığı açıklamada Türkiye'den gelen eleştirileri Azerbaycan'ın içişlerine müdahale olarak değerlendirmiştir.
4. Aliyev'in Bağımsızlık Vurgusu Türkiye'ye Mesaj mı?
2 Ekim 2026'da İlham Aliyev'in yaptığı açıklamalar, iki ülke ilişkilerindeki tartışmalara yeni bir boyut kazandırmıştır. Aliyev, Azerbaycan'ın askerî başarılarını kendi gücüyle elde ettiğini ve başka devletlerin himayesine ihtiyaç duymadığını vurgulamıştır. Ayrıca ülkesinin yaşam tarzına dışarıdan müdahale edilmemesi gerektiğini belirtmiştir. Konuşmasında Türkiye'yi doğrudan hedef almamış olsa da açıklamaların zamanlaması, Ankara'ya yönelik dolaylı bir mesaj olarak yorumlanmıştır.
5. İran, Rusya ve İsrail Üçgeninde Azerbaycan'ın Stratejisi
Bu coğrafya, Bakü'yü farklı güçlerle aynı anda ilişki yürütmeye zorlamaktadır. Rusya, Güney Kafkasya üzerindeki tarihî etkisini korumak istemektedir. İran, Azerbaycan'ın İsrail ile askerî ve istihbarat alanındaki yakınlığından rahatsızlık duymaktadır. İsrail ise Azerbaycan'ı hem enerji hem de bölgesel güvenlik açısından önemli bir ortak olarak görmektedir. Türkiye ise Azerbaycan'ın en önemli stratejik müttefiklerinden biridir. Bakü'nün hedefi, bu güçler arasında kendi güvenliğini ve ekonomik çıkarlarını koruyabileceği bir denge kurmaktır. Ancak bu denge politikasının bir riski bulunmaktadır. Azerbaycan, Türkiye ile tarihî bağlarını korurken İsrail ve diğer bölgesel aktörlerle ilişkilerini geliştirebilir. Fakat bu ilişkiler Türkiye'nin temel güvenlik çıkarlarıyla doğrudan çatışan bir noktaya ulaşırsa, mevcut görüş ayrılıkları daha ciddi sorunlara dönüşebilir.
6. Türkiye'nin Azerbaycan'a, Azerbaycan'ın Türkiye'ye İhtiyacı Var mı?
Türkiye açısından Azerbaycan, enerji güvenliği, Kafkasya politikası, Türk dünyasıyla bağlantılar ve savunma iş birliği bakımından stratejik önem taşımaktadır. Azerbaycan açısından ise Türkiye, uluslararası diplomatik destek, savunma sanayisi, ticaret ve Batı pazarlarına ulaşım bakımından önemli bir ortaktır. Bakü-Tiflis-Ceyhan petrol boru hattı, TANAP doğal gaz hattı ve Bakü-Tiflis-Kars demir yolu gibi projeler, bu karşılıklı bağımlılığın somut örnekleridir. Bu nedenle iki ülke arasındaki ilişkilerin yalnızca liderler arasındaki kişisel dostluğa dayandığını düşünmek yanlış olur. İlişkilerin temelinde çok daha derin ekonomik, askerî ve jeopolitik çıkarlar bulunmaktadır. Ancak karşılıklı bağımlılık, ülkeler arasında hiçbir zaman siyasi anlaşmazlık yaşanmayacağı anlamına da gelmez.
7. Türkiye'nin Tutumu Nasıl Olmalı?
Türkiye'nin Azerbaycan'a yönelik politikası ne koşulsuz destek ne de en küçük anlaşmazlıkta sert bir karşıtlık üzerine kurulmalıdır. Ankara, Azerbaycan'ın bağımsızlığına ve egemenliğine saygı gösterirken kendi dış politika ilkelerini de açıkça savunabilmelidir. Özellikle Filistin meselesi, din ve vicdan özgürlüğü, insan hakları ve bölgesel güvenlik gibi konularda görüş ayrılıkları bulunabilir. Ancak bu farklılıkların kamuoyu önünde karşılıklı suçlamalara dönüşmesi, her iki ülkenin de diplomatik hareket alanını daraltabilir. 15 Ekim'de Dışişleri Bakanı Hakan Fidan'ın Bakü'de İlham Aliyev ile görüşmesi bu açıdan önemlidir. Fidan, farklı yaklaşımların olabileceğini kabul etmiş ancak bunların iki ülke arasındaki stratejik kardeşliği yıpratmaması gerektiğini vurgulamıştır. 18 Ekim'de Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Azerbaycan'ın bağımsızlığının yeniden kazanılmasının yıl dönümünü kutlaması ve Aliyev'e kardeşlik mesajı göndermesi de Ankara'nın gerilimi büyütmek istemediğini göstermektedir. İkili ilişkilerin yeniden sağlıklı bir zemine oturtulması için karşılıklı güvenin korunması ve siyasi iletişim kanallarının açık tutulması gerekmektedir.
Sonuç olarak Uluslararası ilişkilerde devletlerin sabit dostlukları veya düşmanlıkları değil; jeopolitik, ekonomik ve güvenlik temelli çıkarları vardır. devletler arası iletişimin kişisel kırgınlıklara, sempatilere ya da duygusal bağlara göre değil; fayda-zarar hesabı, devlet aklı ve rasyonalite üzerine kurulmasını gerektirir.
